Türkiye’de gittikçe azalan balık türü ve miktarının odağında avlanma yöntemi tartışmaya açıldı. Gırgır avcıları avlanma derinliğinin düşürülmesini isterken, bilim insanları balıkların ürediği deniz çayırlarının zarar göreceğini düşünüyor
Sercan Engerek
Yeni avlanma sezonunda palamut ve lüfer balıklarında azalma görülürken,
Türkiye karasularında avlanma derinliğinin 24 metreden 18 metreye indirilmek
istendiği ortaya çıktı. Ege Gırgır Avcıları Derneği Başkanı Mehmet Aksoy,
Karadeniz’i örnek vererek avlanma derinliğinin düşürüleceğine yönelik
çalışmalar olduğunu söyledi. Bilim insanları ise av derinliğinin indirilmesi
durumunda bunun deniz ekosistemine vereceği zarara dikkat çekti.
Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği (Sür-Koop), gırgır
teknelerinin avlanma derinliğinin 24 metreden 18 metreye indirilmek istendiğine
yönelik 6 Eylül’de kamuoyuna çağrıda bulundu. Gırgır teknesi sahiplerinin
avlanma derinliğinin değiştirilmesi için Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel
Müdürlüğüne baskı yaptığı belirtilen çağrıda, istavrit balığının avlanma
boyunun da 12 santimetreye düşürülmeye çalışıldığı belirtildi.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 2012’de Resmî
Gazetede yayımladığı tebliğ ile denizlerde gırgır ağları ile kıyıdan itibaren
24 metre derinlikten sığ sularda avcılık yapılması yasaklanmıştı. Gırgır
avcıları ise şimdi avlama derinliğinin denizden balık çıkmadığı gerekçesiyle
düşürülmesini istiyor.
Ancak gırgır avcılığı, deniz çayırlarına zarar verdiği ve
balık üremesini engellediği gerekçesiyle deniz ekosistemi için tehdit
oluşturuyor. Avrupa’da 40-50 metreden başlayan avlanma derinliği Türkiye’de 24
metre. Türkiye denizlerinde avlanma derinliği nasıl olmalı? Derinliğin düşürülmesi
balığı çoğaltıyor mu?
“Yavru balıkların büyüme alanı tahrip ediliyor
![]() |
| Doç. Dr. Kemal Can Bizsel |
Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi
Enstitüsü Deniz Bilimleri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kemal Can
Bizsel, deniz ekosisteminin bozulması nedeniyle balıkların azaldığına dikkat çekiyor.
Bir gırgır ağı derinliği minimum 30-50 metreden başlayıp 200 metreye kadar çıktığını
söyleyen Bizsel, “Derinlik 18 metre de olsa, şu andaki hâliyle 24 metre de olsa
gırgır ağları kullanıldığında alt tarafı dibe değerek tahribat yaratıyor” diyor.
Bizsel, gırgır avcılığının denizde çalışma şeklini ve denize yaptığı etkiyi şu
sözlerle anlatıyor:
“Gırgır ağının altını kapamak için kullanılan ve uzunlukları bir kilometreyi bulan çelik teli kastıkları zaman bir iki dönüm tabanı kazır. Bu nerede olursa olsun özellikle deniz çayırlarına zarar verir. Deniz çayırları özellikle yavru balıkların ve diğer deniz canlılarının ve yavrularının barınma alanı. Balıklar larvada büyüyene kadar olan dönemlerini orada geçirirler. Dolayısıyla bu avlama yöntemiyle yavruların büyüdüğü alan tahrip ediliyor.”
Karadeniz itirafı
Ege Bölgesi Gırgır Avcıları Derneği Başkanı Mehmet Aksoy ise
avlanma derinliği 24 metreye çıkarılırken bilimsel bir araştırma yapılmadığını savunuyor.
Karadeniz’de gırgırla avlanma derinliğinin 18 metreye indirileceğini doğrulayan
Aksoy, Karadeniz’de 24 metre yasağına uyulmadığını itiraf ediyor:
“Palamut balığı 24 metrenin alt sınırından geçiyor. Palamut
balığı bir göç balığıdır. Göçünü tamamlar, gider. Hamsilerimiz sezon geldiği
zaman daha da kıyıdan gidiyor. Biz bu balıklara 24 metre yasağı koyup
avlayamadığımız zaman sezonu bitirir; göçü tamamlar. Balıkçı bundan istifade
edemez.”
“Balık çiftlikleri artıyor, deniz balıkçılığı azalıyor
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre su
ürünleri avcılığı 2018 yılında yüzde 11,4 azalırken, yetiştiricilik yüzde 13,8
arttı. Avrupa ülkelerinde kişi başına ortalama balık tüketimi 25, Türkiye’de
ise 6 kilogram seviyesinde. Karaburun, Seferihisar, Urla, Çeşme gibi sahil
ilçelerinde kurulan balık çiftliklerinde kültür balıkçılığı çoğaldı, deniz
balıkçılığı ise azaldı.
Doç. Dr. Kemal Can Bizsel, her bölgenin kendine has özellikleri
olduğunu ifade ediyor. “Başparmak kuralına” değiniyor. “50 metreye kadar deniz
tabanını kazıyan araçlara izin verilmemesi gerekir” diyen Bizsel, avlanma derinliğinin
düşürülecek olmasına tepkili:
“Balıkçılık yapılsın istiyorlar, bu bir endüstri diyorlar.
İnsanların geçim alanı balıkçılık. Bu anlamda balıkçılık bile zarar görecek. Gırgır
avcıları bir iki sene daha az balık avlarlarsa balıkların öbür tarafa kaçtığını
düşünüyorlar. Avlandıkları alanın genişlemesini istiyorlar.
“Mesela Akdeniz genelinde deniz çayırları koruma altında
olsa da giderek örseleniyor. Buralarda hiç balıkçılık yapılmaz değil. Ama
endüstriyel balıkçılık, özellikle de gırgırla avlanma bir seferde büyük bir
alana zarar veriyor. Elle ya da küçük vinçle ağı diker 3-4 saat sonra gider
toplarsın. Bunlar olabilir ama endüstriyel araçlarla bu alanlara girilmemesi
gerekir. Bu alanlar bozulduğu sürece de deniz canlılarının üreme ve gelişme
alanlarına sürekli zarar verirsin. Bunun yalnız ekolojik dengeyi bozmakla
kalmayıp balıkçılığı da olumsuz etkileyeceği açık.”
Aksoy’a göre 24 metreye çıkarılması yanlışlık
Ege Bölgesi Gırgır Avcıları Derneği Başkanı Mehmet Aksoy ise avcılıkta derinliğin düşürülmesi gerektiğini savunuyor.
2012’de avlanma boyunun
24 metreye çıkarılmasının büyük bir yanlışlık olduğunu ileri süren Aksoy, Sür-Koop’un
çağrısına değinerek “Ayrımcılık yapılıyor orada. Yani 24 metre yasağı konulurken
niye konuldu, alınırken niye alınıyor? Hâlâ onu bilmeyen bir başkan var orada.
Denizleri korumak için değil. Belki küçük balıkçıyı kolluyor. Denizlerin
kirliliği görülsün. Ondan sonra karar verilsin. Gırgır avlanması yapılırken
araç bazen dibe değer bazen değmez. Değse de küçük bir alanda değer” diyor.
“Körfez de balıkçılığa açılmalı
Derinliğin düşürülmesinin balık üretiminin arttığı anlamına gelmeyeceği
de söyleyen Aksoy, sözlerine şöyle devam ediyor: “Derinliğin düşürülmesi
teknelerin yıllık kazançlarının biraz daha iyi olması anlamına gelir. Balık
eksilmez de artmaz da. Çünkü şu an balıkçı avlanamıyor zaten.”
![]() |
| Mehmet Aksoy |
“Sen körfezleri kapattığın zaman bize o 100 metreyi de yasak ediyorsun. Biz Ege Bölgesi’nde komple bir değişiklik istiyoruz. Bu belki üniversiteyle iş birliğiyle olabilir.
“İzmir Körfezi balıkçılığa yasak. Gerekirse körfezi bile balıkçılığa açıp denizin dibini arıtalım. Tarlayı bir sene nadasa bırakmadan ekemiyorsun. Bizim de körfeze artık bir çapa yapmamız lâzım. Körfezi yıllardır yasak ettik. Körfezin dibi balçıkla örtündü tamamen. O kirlilik dipteki mineralleri yok etti. Bununla birlikte körfezde balığın artmasını beklerken tam tersi körfezlerde balığın eksilmesini gördük.”
“Kaynağa zarar vermek ekonomiyi de etkiler
Doç. Dr. Kemal Can Bizsel ise Türkiye’de balık konusunun
yalnız denizlerin ekolojisiyle değil ekonomiyle de ilgili olduğuna işaret ediyor.
Balıkçılık alanını madenciliğe benzeten Bizsel, şu ifadeleri kullanıyor:
“Canlı ya da cansız doğal kaynakların kullanıldığı
sektörlerde bu işlerin en akılcı sürdürülebilir yapılması için gerekli alt yapı
doğru dürüst yapılmamış. Amaç üretmek. Oradaki kaynağı hammadde gibi düşünün.
Örneğin hamsiyi alıp işliyorsun. Ekonomik faaliyet olarak düşünürsen derler ki
bunun cirosu kaç, kâr marjı nedir. Bu değerler az olduğu zaman kimse yatırım
yapmaz. Ama yaptığı zaman da düşündüğü tek şey o marjı korumak.
“Tek amaç bunu korumak olduğunda ne çevreyi ne de yaşamı
korur. Bunu korumak demek kârından feragat etmek demek. Dolayısıyla feragat
edip kaynağa zarar vermeden katma değer üretmek gerek. Katma değer bir ekonomi,
iki istihdam demek. Ama bunu ülke ekonomisinin kaynaklarını sömürerek
yapamazsın.”
Lüfer azaldı, istavritin de boyu kısalıyor
Balık sezonu açıldıktan sonra lüfer ve palamut balığının
azaldığı anlaşıldı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 2016’da
yayımladığı bir tebliğ ile lüferin avlanma boyu 20’den 18 santimetreye indirilmişti.
Uzmanlar balıkların azalmasında iklimsel değişikliklerin yanı sıra denizlerin
ekolojisinin bozulması ve yanlış kararların etkili olduğuna dikkat çekiyor.
Denizlerde balığın yok olma tehlikesine değinen Sür-Koop,
kamuoyuna yaptığı çağrıda istavrit balığının avlanma boyunun 12 santimetreye
düşürülmek istendiği belirtildi. “Niye 13 santimdi? Şimdi niye 12’ye düşürülmek
isteniyor?” sorusunu gündeme getiren Bizsel, hamsi balığından örnekle konuya
dair şunları söylüyor:
“Hamsi bir kerede 6 dereceye kadar üreyebilen bir balık.
Yani bir sefer yumurta bırakmaz. Ama bırakacağı yumurtanın toplamı değişmez.
Ama hamsi çabuk üreyen çabuk ölen bir balık. Beş seneyi bulmaz ömrü. Hamsi
yalnız insanın değil, denizlerde yaşayan birçok canlının da besin kaynağı. Ya
insanlar ya yunuslar tarafından yenilir. Ama burada önemli olan hamsi
avlandıkça yaş kavramı da küçülür.”
Bir balığın hangi yaşta avlandığının, hangi boyda olduğunun
önemli olduğunu vurgulayan Bizsel’e göre balığın üremesine şans verilmeyerek
balığın erken ölmesi balıkçılık stoklarını da küçültecek.
Bu haber, ilk olarak 20 Eylül 2019'da Ticaret gazetesinde yayımlanmıştır.


