16 Eylül 2019

Kemeraltı’nın tek sıcak demircisi

Makineleşmeyle birlikte gittikçe ortadan kalkmaya yüz tutsa da kara demirciliği ısrarla devam ettiren ustalar var. İzmir’in tarihî Kemeraltı çarşısındaki sıcak demirci bunlardan biri

Sercan Engerek

Sıcak demircilik Türkiye’de sayıları gittikçe azalan meslek türlerinden. Çoğunlukla babalarının atölyelerinde çırak olarak başlayanların zaman içinde ustalaşmasıyla devam eden bir zanaat. Sıcak demir atölyelerinde seri üretim yapılmıyor. Daha çok el işçiliği, el becerisiyle talebe göre aynı veya birbirinden farklı araç-gereçler üretiliyor.

Makineleşmeyle birlikte gittikçe ortadan kalkmaya yüz tutsa da kara demirciliği ısrarla devam ettiren ustalar var. İzmir’in tarihî Kemeraltı çarşısındaki sıcak demirci bunlardan biri. Ömer Akdemir ile Ali Akdemir kardeşler işletiyor burayı.

Atölyenin önü işlenmiş demir ürünü kamp baltalarıyla dolu. İlk önce içerdeki demir kokusu geliyor burnuma… Sonra hemen sağ yanda yanan ocak çarpıyor gözüme. Demir ustaları ocağın başında karşılıyor beni.

Ömer Akdemir, 47 yaşında. 40 yıldır ekmeğini sıcak demircilikten kazanıyor: “Çocukluğumdan beri bu işi yapıyorum. Beş yaşından beri bu atölyedeyim” diyor yüzündeki tebessümle.

Ali Akdemir kardeşinin sözünü tamamlıyor: “Yaşıtlarımız sokağa oynamaya çıkardı. Bizim oyun alanımızsa bu atölyeydi. Burası babadan kaldı. Babam sıcak demir ustasıydı.”

Babalarından devralmışlar, sıcak demirciliği. Hem de atölyeyi… “Babanız” diyorum, başlıyorlar anlatmaya…

“Yanda bir demir atölyesi varmış. Babam oraya çırak olarak girmiş. Babamın ustasının ustası zamanına kadar gidiyor bu iş. Babamın ustası işgal yıllarında o dükkânda çırakmış. Buradaki sıcak demirciliğin hikâyesi yüzyılın üstünde…”

Eskiden Kemeraltı’nda sıcak demir atölyelerinin sayısı beşi geçiyordu. Ancak ustalar vefat edince yerlerine atölye açanlar olmamış. Akdemir kardeşler “Biz babamızdan öğrendiğimiz için devam ettiriyoruz ama onlardan devam eden olmadı” diyor.

Demircilik sürekli ayakta ve beden gücüyle yapılan bir iş. Ömer ustaya “İşiniz zor değil mi?” diye soruyorum. Usta, “Kolay olan bir iş yok. Yıllardır hem elim hem bedenim alıştığı için artık zor gelmiyor. Sevdiğim bir iş. Bir ‘eser’ ortaya çıkarmaya çalışıyoruz…”

Ali usta alıyor sözü: “Bu işte en zoru ne biliyor musun? Kılık kıyafet bozuk olunca bazıları adam yerine koymamaya kalkıyor. İşte o insanın gücüne gidiyor.”

Ali Akdemir
Ömer Akdemir ise “Ama bazıları. Herkes değil. Kıymetini bilen insan çok. Zanaatkâra değer veren insanlar da var” diyor.

Atölyelerinde balta, av bıçakları, özel tasarım ürünler yapıyorlar. Üç balta yapmak en az iki günlerini aldıklarını söylüyorlar. “Ama daha ince işçilik isteyenler ürünler olduğunda bir günümüzü alıyor” diye de ekliyorlar.

İki katlı atölyenin her tarafı demir... Duvarda asılı aletler var. Bir yandan çalışıyorlar bir yandan da anlatmaya devam ediyorlar. Ömer usta elindeki sapı kırık çekici gösteriyor. “Ağaç sap geçireceğim buna, kırılmasın diye. Orijinalinde plastiğin içine belli bir yere kadar metal koymuşlar. Arka bölümü kopmuş. Normalde daha uzun olması lâzım. Tasarım hatası tabii. Şimdi ben bunu ahşaptan sapa geçirilecek duruma uygun hâle getireceğim. Ondan sonra da bir daha kırılmaz.”

Kırılan çekicin sapını kaynattıktan sonra mengeneye sıkıştırıp elindeki öbür çekiçle döverek şekil veriyor usta. “Bu en basiti aslında” diyor: 

“Eskiden çelikten ayakkabı taban kalıpları yapıyorduk. Tütün iğnesi imâl ediyorduk. Kebap şişleri... Ama tırmık, çapa işine pek bakmıyorduk. Sonra devir değişti. Tütün işi öldü. Ayakkabı işi de aynı şekilde. Şimdilerde daha çok av, kamp bıçakları, baltaları yapıyoruz.”

Ahşaba, metale şekil vermek için keski, makas, oyucu gibi araç gereçler de üretildiği bilgisini veriyor. Orak, çekiç, çapa, keser dirgen… Her biri kara demirciliğin ürünü.

Derken bir müşteri geliyor. Dükkânın önündeki küreklerden birini gösterip ölçülerini vererek ona göre üretmesini istiyor Ali ustadan. “İnce olsun usta” diyor. 

Ali usta şakayla karışık “İstersen yarım milim yapalım.” Müşteri “Valla olur” diyor. “Hiç olur mu, dayanmaz o kadar ince olursa” diye bir diyalog geçiyor aralarında. Müşteri gülümsüyor. Kendisinden o küreği yem küremek için kullandıklarını öğreniyorum.

Müşteri ertesi gün küreği almak için “Allahaısmarladık” diyerek atölyeden çıkıyor. Ustaysa telefonundan daha önce ürettikleri ürünlerin fotoğrafını gösteriyor. Yaptığı işten gururlu. Geçen gün bir genç gelmiş. Bir filmde kullanılan bir bıçak fotoğrafı gösterip sipariş vermiş:

“Daha önce sıcak demir ürünlerine fazla merak yoktu. Özellikle kamp bıçağı denildiği zaman Almanya’dan alınırdı… Ama biz buradan talepleri yetebildiğimiz ölçüde karşılamaya çalışıyoruz.”

Ömer usta “Türkiye’nin farklı illerinden irtibata geçerek özel tasarım ürünler yaptırıyorlar” diyor. Ürettiklerini yurtdışına da gönderiyorlarmış, Londra’ya... Konu yurtdışı olunca Rusya’da da bu işin yapıldığını söylüyor.

“Her yapılan işte” diyor, “açılar, kalınlık tam denk gelecek. Bunların çoğunu deneme yanılma yoluyla buluyoruz. Bir gün bir ürün yapmışız, müşteri alıp götürmüş eğilmiş, bir gün başka bir ürün yapmışız çok kalın olmuş. Sonra bir tane daha yapmışız, denge bulunmuş. Yıllar içinde deneme yanılma yoluyla ortaya çıkan bir bilgi birikimi var.”

Yaptıkları ürünlerin bölgeden bölgeye fark ettiğini söylüyor usta: “Mesela Karaburun için yapmışsınız ama Menemen’de oturuyor kişi. O araç pek de işe yaramıyor. Her işin malzemesi farklı.”

Ömer Akdemir
“Keşfettiğiniz yeni şeyler de var mı?” diyorum. Çeliği işlemede farklı bir yöntem bulmuşlar. Ömer usta onu anlatıyor:

“Çeliği işlemede bizim gibi kara demirciler tarafından en çok bilinen yöntem şu: Kromdan bir zarfa çeliği sarıyorsun, içine de biraz talaş atıyorsun, yakınca içerdeki kısımdan hava çıkamıyor. İçerdeki talaş ısı 200-300 dereceyi bulunca yanıyor ve içindeki oksijen bitiyor. O şekilde havadan muhafaza ediyorsun. İkincisi büyük vakumlu fırınlar var. Bir tanesi 150 bin dolar filân. Bu fırında dışarıdaki havayı emerek içerdeki oksijensiz ortamı sağlıyorlar. Bir de bizim bulduğumuz sistem var.”

— Nedir o?

Sıcak bir tebessümle:

— Meslek sırrı. Söylemem…

Ben de pek ısrar etmiyorum. 

Söz hammaddeye geliyor. Ömer usta karbon çeliklerin bir kısmını sanayiden aldıklarını ama bıçak için malzemelerin Böhler’den geldiğini söylüyor.

— Pahalı mı?

— Çelik pahalı. Şu an bizim kullandığımız toz metalürjisinden önceki son çelik. Çünkü diğerleri parçalanıyor. Eritilip yapılabilen en son çelik bu.

Ali ve Ömer ustalar beş altı yaşlarında girdikleri atölyede sıcak ocağın başında demir dövmeye devam ediyorlar, nasırlı elleriyle.






Bu röportaj, ilk olarak 17 Eylül 2019'da Ticaret gazetesinde yayımlanmıştır.