İnşaat Mühendisleri Odası Afet Komisyonu üyesi Abdullah İncir deprem toplanma alanlarında bulunması gerekenleri anlattı
Sercan Engerek
İstanbul’da yaşanan 5,8 büyüklüğündeki depremin ardından
olası bir depremin İzmir’e etkileri afet toplanma alanlarını yeniden gündeme getirdi.
Uzmanların ‘birinci derece risk taşıyan bölge’ dediği İzmir’de toplanma
alanlarının niteliği konusunda bilgi veren İnşaat Mühendisleri Odası Afet
Komisyonu üyesi Abdullah İncir, “Acil toplanma alanındaki maksat evine en yakın
olan yer. Riskli, yüksek katlı binaların uzağında olmak zorunda buralar. Bu
alanların hem altyapısı, elektriği, suyu ve tuvaleti bulunması gerekiyor hem de
alanlarda ihtiyaçları karşılayacak bir konteynır” dedi.
İzmir’in 30 ilçesinde toplam bin 615 deprem veya afet
toplanma alanı bulunuyor. İçişleri Bakanlığına bağlı Afet ve Acil Durum (AFAD)
biriminin sorumluluğunda olan deprem toplanma alanları Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı, büyükşehir ve ilçe belediyeleri ile meslek odalarının ortak
projeleriyle geliştiriliyor.
Deprem toplanma alanı olarak tayin edilen yerler parklar,
yeşil alanlar, okul bahçelerinden oluşuyor. Ancak yüzölçümü, adedi, altyapısı,
ulaşımı toplanma alanlarının niteliğini belirliyor. Depreminin ardından AFAD,
İstanbul’da 2 bin 864 tane afet toplanma alanı olduğunu açıkladı. Türk Mühendis
ve Mimar Odaları Birliğine göre ise (TMMOB) 2002 yılında belirlenen 496 alanın
dörtte üçü imara açıldı. Farklı zamanlarda farklı sayılar verilse de TMMOB’a
göre İstanbul’da 77 adet deprem toplanma alanı kaldı.
Deprem toplanma alanları konusunda farklı istatistiklerin
bulunmasında alanların niteliği ön plana çıkıyor. Deprem veya afet toplanma
alanı denildiğinde zaman ne anlamalıyız?
Toplanma ile barınma alanları birbirinden farklı
İzmir İnşaat Mühendisleri Odası Afet Komisyonu üyesi ve
İnşaat Mühendisi Abdullah İncir, İzmir’deki deprem toplanma alanlarını ve
alanlarda bulunması gereken özellikleri anlattı. Afet, acil, deprem toplanma
alanı olarak düşünülen yerlerin “depremin ilk 12 saatinde insanların
toplanacağı yerler olduğunu” söyleyen İncir, bu alanların barınma alanlarıyla
karıştırılmaması gerektiğinin altını çiziyor:
“Diyelim ki İzmir’de 6,5 büyüklüğünde bir deprem oldu. Büyük bir afetle karşı karşıya kalabiliriz. Çünkü yapı stokumuz çok sorunlu. Bunlardan dolayı büyük bir kaos olabilir. Ama toplanma alanlarının önemini herkese yayabilirsek halk şunu bilecek:
“Ben ilk 12 saatte toplanma alanına
gideceğim. Acil toplanma alanından maksat evine en yakın olan yer. Barınma
alanı değil! Toplanma alanı. Orada 10-12 saat bekleyebilecek. O ilk anı panik
yaşamadan atlatacak. Sokakta kim enkaz altında, kim dışarıda açıklığa
kavuşacak. Ondan sonra oradaki afetzedeleri barınma alanlarına götürebilecek
bir planlama olması gerekiyor. Toplanma ile barınma alanları dolayısıyla
birbirinden farklı alanlardır.”
“Toplanma alanlarının alt yapısı bulunmalı”
Depremle olayı ile mücadele eden Japonya, Kaliforniya gibi
ülkeleri örnek veren İncir, bu ülkelerde açık alanların kullanılmadığını söylüyor.
İncir, “Onlar binalarına güveniyorlar. Binaları projelendirirken zaten bodrum
katlarını bu durumlar için ayırıyorlar. Okullar, belediyeler; kamu kurumları
genellikle toplanma alanıdır. Her yıl yapılan tatbikatlarda bir felaket
durumunda insanlar nereye gideceğini, ne yapacağını biliyor. Hatta yatacağı
yere kadar planlanmış. Hiçbir kaotik durum olmadan doğa olayını
atlatabiliyorlar. Bizde tabiî böyle binalar olmadığı için böyle bir şeyi
yapabilmek mümkün değil” diyor.
İnşaat Mühendisi Abdullah İncir, Türkiye’de en uygun
yerlerin açık alanlar olduğunu belirtiyor. Nitelikli toplanma alanlarının
özelliklerini ise şöyle sıralıyor:
“Deprem toplanma alanı park, okul bahçesi olabilir ama
metrekare açısından yeterli alan olmak kaydıyla. Bir de bu alanlar riskli
binaların uzağında olmak zorunda. On katlı binanın dibine toplanma alanı dersen
güvenli bir yer olmaz. Aynı şekilde heyelanın olduğu bir yere deprem toplanma
alanı yapamazsın. Eğimi fazla olan bir yerde toplanma alanı olmaz.”
“Mutlaka bir konteyner bulunmalı”
E-devlet sisteminden sorgulandığında afet toplanma alanları
çoğunlukla parklar ve yeşil alanlar çıkıyor. Yüksek katlı binalar ise metrekare
açısından küçük olan parkların hemen yakınında görünüyor. Gözlemlerimizde acil
durumlarda kullanılacak bir konteynere ise rastlamadık. İncir’e göre bu
alanların altyapısı, elektriği, suyu ve tuvaleti bulunması gerekiyor.
Deprem toplanma alanlarının içinde mutlaka bir konteynerin de
yer alması gerektiğini vurgulayan İncir, “Ama bu konteynerler muhtarlara
zimmetlenerek veya bunun için kişiler görevlendirilerek o alanlara konulmalı.
Konteyner niçin gerekli? Evden çıktın. Kazazedesin. Belki yaralandın. Belki
sakatlık veya bir kırık durumu var. İlk müdahale orada yapılacak. Üşüyorsun
gece. Bir battaniye olması lâzım. Sıcak bir çorbanın yapılabileceği araç gereç
olması lâzım. Deprem toplanma alanları bu gibi kriterleri taşımalı. Tabii bu
yerlerin bakımı her altı ayda bir yapılmalı” diyor.
Devlet bütçe ayırıyor mu?
Marmara’da 17 Ağustos 1999 tarihinden yaşanan depremden
sonra 4481 sayılı kanunla Özel İletişim Vergisi (ÖİV) yürürlüğe girdi. Geçici
olarak çıkarılan vergi 2000 yılından itibaren kademeli olarak uzatıldı. 2012
yılında dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklamasına göre kamuoyunda
‘deprem vergisi’ olarak bilinen ÖİV kapsamında 46 ila 48 milyar gelir elde
edildi. 20. yılını dolduran vergi 2019 yılında 66 milyar 379 milyon liraya
ulaştı. İncir, Marmara depremiyle getirilen vergilerin amacına uygun kullanılmamasına
tepkili:
“Maliye bakanının açıklamasıyla bu paraların otoyollar için kullanıldığını öğrendik. Aslında bu vergiler yapı stokunun iyileştirilmesi ve uygun toplanma alanlarının oluşturulabilmesi için kullanabilirdi. Devletin deprem hasarlarını önleyecek net bir politikası yok maalesef. 20 sene içinde en büyük tehlike İstanbul ve İzmir’de. Buralar hem nüfus hem de yapı stoku olarak diğer şehirlerden çok daha kritik. Hükûmetin, belediyelerin bu işe mutlaka bütçe ayırması gerekir. Çünkü deprem ülkesiyiz. Nasıl yağmur, kar yağıyor, deprem de bir doğa olayı olarak kabul edilerek önlem alınmalı.”
Bu haber, ilk olarak 9 Ekim 2019'da Ticaret gazetesinde yayımlanmıştır.
.png)