27 Ekim 2019

Otizmli çocuklar yeterli eğitim alamıyor

Türkiye’de otizmli 434 bin çocuk ve gençten 30 bin 50’sinin eğitim imkânına kavuştuğu biliniyor. Şu anda çocukların ayda 8 ila 10 saat özel eğitim desteği aldığını belirten Otizm Derneği Başkanı Ergin Güngör, “Olması gereken ise en az 160 saat. Otizm Eylem Planı’nın kabul edilmesinden sonra çıkan yönetmelikle birlikte ders saatleri beşer dakika kısaldı” diyor

Sercan Engerek

Nöro-gelişimsel farklılık ve buna bağlı olarak “içe yöneliklik” diye adlandırılan Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) dünyada 59’da 1’e yükseldi. Otizmin görülme sıklığı artarken uzmanlara göre otizmde çocukların erken tanıyla birlikte özel eğitim alması gerekiyor.

Otizm tanısı konulan çocuğun ise üç yaşına kadar eğitime başlaması önem taşıyor. Otizm Derneği Başkanı Ergin Güngör, “O yaşlardaki eğitim süreci çoğunlukla özel eğitim kurumlarında yürüyor. Ancak o çağda eğitim göremeyen hatta tanı dahi konulamamış olan çok çocuğumuz var. İmkânların daha az olduğu illere gittiğinizde oran daha da düşüyor” diyor.

Ders saatleri beşer dakika kısaldı

Türkiye’de istatistiklere göre 1 milyon 387 bin 580 otizmli birey bulunuyor. Otizmden 5 milyon 550 bin 320 bin aile etkileniyor. 0-19 yaş grubu arasında yaklaşık 434 bin 10 otizmli çocuk ve gençten ancak 30 bin 50’si eğitime imkânına ulaşabiliyor.

Resmî Gazetede 12 Nisan 2016 tarihinde yayımlanan ‘Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Ulusal Eylem Planı’na göre zorunlu eğitim çağında ise 16 bin 837 otizmli çocuk var.

Türkiye’de otizmli bireylere eğitim hizmeti Millî Eğitim Bakanlığına (MEB) bağlı okullar tarafından veriliyor. Otizmli bireyler özel eğitim uygulama merkezinde, özel eğitim iş uygulama merkezinde, özel eğitim sınıflarında ya da normal gelişim gösteren akranlarıyla birlikte kaynaştırma sınıflarında eğitim görüyor.

Otizme yönelik ‘Ulusal Eylem Planı’nda “OSB olan bireylerin, okul öncesi dönemde okul öncesi kurumlara zorunlu ve destek özel eğitim hizmetleri sağlanmasıyla başarılı bir şekilde kaynaştırılabilmekte” olduğu belirtilse de Otizm Derneği Başkanı Ergin Güngör, uygulama boyutunda eksikler olduğunu söylüyor.

Güngör’e göre Resmî Gazetede yayımlanan Otizm Eylem Planı’nda yer verilen konuların gerçek karşılığını bulamadı:

“Mesela eğitim saatlerinin artırılmasını öneriyoruz. Şu anda otizmli çocuklar ayda 8 ila 10 saat özel eğitim desteği alıyor. Olması gereken ise en az 160 saat. Otizm Eylem Planı’nın kabul edilmesinden sonra çıkan yönetmelikle farklı sebeplerle ders saatleri beşer dakika kısaldı.”

Otizm Derneği Başkanı Ergin Güngör

“Özel eğitim öğretmenleri uzmanlaşmalı”

Otizmli bireylerin eğitim sürecindeki sorunlara değinen Güngör, özel eğitim sınıflarında eğitim veren öğretmenlerin gerçekten branşının öğretmeni olmasını talep ediyor.

Güngör’ün verdiği bilgiye göre 50’nin üzerinde üniversitede özel eğitim bölümü var. Ancak üniversitelerde branşlaşma yeterli değil ve branş mezunları istihdam edilmiyor.

Otizmli çocukların eğitimindeki sorunlara değinen Güngör, “Şu anda birçok çocuk coğrafya, tarih öğretmeninin ya da başka branşlardan mezun öğretmenlerin elinde ‘özel eğitim sınıflarında’ eğitim görüyor. Zaten öğretmenler çoğunlukla sözleşmeli! Sadece bir eğitim dönemi boyunca çocuklarla muhatap oluyor. Sonra başka öğretmen geliyor” diyor. Güngör durumu şu örnekle açıklıyor:

“Diyelim ki kalp rahatsızlığınız var. Bunun için ortopedi uzmanına gitmezsiniz. Devlet zorla ‘Git bu doktordan tedavi ol’ diye yakanıza yapışırsa da isyan edersiniz. Sağlığınızı göz göre göre tehlikeye atmazsınız. Burada da aynı durum geçerli. Yani bir otizmliyi özel eğitim öğretmenine teslim etmek yerine coğrafya öğretmenine teslim ediyorsan bu çok ciddi bir kabahattir. Rehberlik etmesi gereken kurum devlet kurumlarıdır. Veli bilinçsiz olabilir ama devlet ‘Merak etme yanındayım’ diyerek hem çocuğa hem aileye güç vermelidir.”

“Destek öğretmen sınıfta olmalı”

Okul çağı gelen ve otizmliler için kurulan kamu ya da özel okullarda eğitim gören çocuk durumuna göre eğitime devlet okullarının anasınıfında, ilk ve orta öğretimde devam edebiliyor. ‘Kaynaştırma’ adı verilen eğitim ancak çocuğa yardımcı bir öğretmen verilerek gerçekleşebiliyor. Güngör’e göre yardımcı öğretmen uygulaması hayatî:

“Destek öğretmenin olmasıyla hem o çocuğun dersten kopma sürelerini kısaltacak hem de sınıf öğretmeninin diğer öğrencilerle ilgilenme süresini artıracak. Şu anda zaten yönetmeliğe göre destek eğitim odalarıyla destek eğitimi verecek öğretmen tahsis edilmek zorunda. Ama diyoruz ki destek öğretmeni sınıfa çek. 

Bu yapılamayacak bir şey değil! Bu konuda üzülerek belirtmeliyim ki sınıf öğretmenleri destek öğretmeni istemiyor olabilir. Neden peki? Destek öğretmen sınıfta ikinci bir gözcü kişi demek. Böylesi basit uygulamanın yapılamamış olmasının altında yatan temel gerekçenin bu olduğunu düşünüyoruz.”

“Eğitim hakkının ellerinden alınması zorbalık”

Otizm Derneği Başkanı Güngör, “Bazı okullarda kaynaştırma seviyesindeki çocuklarımızın istenmediğini de görüyoruz” diyor. Kimi kesimlerin çocukların özel eğitim kurumlarına yönlendirilmesi yönünde çaba gösterdiğini söylüyor.

Normal okullarda kaynaştırma seviyesindeki çocukların istenmemesi Güngör’e göre hem bir insan hakkı hem engelli hakkı ihlali. Güngör, “Çocukların yegâne iyileşme şekli eğitim. Böylesi bir tedavi anlamına gelecek eğitimin de ellerinden zorbalıkla alınması büyük bir sorun. Biz buna çok tepki veriyor ve içerliyoruz” diye sürdürüyor sözlerini.

“Yetişkin otizmliler için doğru dürüst bakım merkezleri yok”

Otizmle ilgili yapılan araştırmalarda otizmli bireylerin yüzde 75’inin yetişkinlikte de bir bakımevinde yaşadığı tespit ediliyor. Güngör, otizmli bireyler için yasak savma anlamında bütçe ayrıldığı için bakım merkezlerinin ihtiyacı karşılamadığı görüşünde:

“Her geçen dakika otizmli için gelecekte devletin bakmakla yükümlü olduğu ağır bir vaka hâline gelecek. Sonuç aileye üzüntü devlete de artı masraf olarak yansıyacak. İşin insanî boyutunu bir an için kenara koysak bile mâli planlamalar bile yapılamıyor. Ailelerin en büyük kaygısı ‘Bizden sonra çocuklarımız ne olacak?’ 

Şu anda eğitim vermeyip ağır otizmli bireyleri çoğaltıyoruz. Çünkü yetişkin otizmli bireyleri bakacak bakım merkezleri yok. Sorduğumuzda yetkililer bize ülkemizde 400’e yakın bakım merkezi olduğunu söylüyor. Ama buralardan bahsederken içinde ‘Kaç tane otizmli bakılıyor?’ dediğimizde veriye rastlayamıyoruz.”

“Hep yürek korkusuyla yaşıyoruz”

Bir otizmli çocuk babası olan Ergin Güngör, otizmlilerin sosyal hayatın içinde karşılaştığı zorluklara da dikkat çekiyor. Kendi başına otobüsle seyahat etme becerisi olan bir otizmlinin olumsuz davranış göstermesine sebep olacak farklı bir duruma karşı gösterdiği tepkiyi toplumun anlamada güçlük çektiğini söylüyor. Güngör, oğlunun başından geçen bir olayı anlatıyor:

“Bir gün oğlum iş yerime çok yakın bir mesafede hızlı yürüdüğü için bir insana çarpıyor. Onu yere düşürüyor. Görüntü son derece normal. İri yarı genç bir erkek. Diğer insanlardan farklı görünen bir tarafı yok. Tabii geçerken kontrolsüz bir şekilde birisine çarptığı için kabahatli olarak nitelendirilip bir grup insan tarafından orada tartaklamaya maruz kalıyor. Darp edilme, dışlanma ihtimalleri çok yüksek. Dolayısıyla biz ebeveynler olarak hep yürek korkusuyla yaşıyoruz.”

“Aile desteği ve aileye destek önemli”

Davranış bozukluklarının silikleştirilerek ortadan kaldırılabilmesinde çevre faktörünün altını çiziyor Güngör; “Ailelerin tedavi sürecine dahil olması gerekir. Çünkü birkaç saatlik eğitim sürecinde çocuğun davranış bozukluğunu düzeltemezsiniz” diyor. Güngör, otizmli çocukların eğitimin yanı sıra beslenme gibi unsurlara da dikkat çekiyor.

“Diğer çocuklarımızda olduğu gibi otizmlinin de bedeninde, algı süreçlerinde, anksiyetesinde, zekâ seviyelerini doğrudan etkileyen faktörler var. Bu gibi etkileri de gözden kaçırmamamız gerekiyor. Evet, bilindik tedavi yöntemi özel eğitimdir ama bir bedenin içinde yaşadığımızı da unutmamak gerekir. Siz o çocuğu ağır metallerden etkilenir bir ortamda tutarsanız, beslenmesini işlenmiş gıda ağırlıklı yürütürseniz o zaman psikiyatrist ne yapsın? 

Sürekli ilaç vermekten başka seçeneği kalmıyor. Ve o ilaçları verdiğiniz zaman eğitimden alacağı kalite de düşüyor. Dolayısıyla aileye düşen en önemli görevlerden biri çocuğun beslenme tarzını uygun yürütmek, çocuğun dış olumsuz etkenlerden korumak.”

“Bir gün hepimiz otizmli bir bireyle karşılaşabiliriz”

Otizm Derneği Başkanı Ergin Güngör eczacı, profesör, ziraat mühendisi otizmli olan birçok insan bildiğini söylüyor. “Bazı mesleklerde” diyor, “otizmliler çok ciddi avantajlı.” Güngör bir örnekle devam ediyor:

“Üst düzey bir holding, bünyesinde yazılım bölümünde otizmli çalıştırmak istediğini söyledi. Oraya otizmli bir kızımızı yerleştirdik. Yaptığı iş neydi biliyor musunuz? Her gün o yazılımdaki hataları test etmek. Yani her gün yazılım doğru işliyor mu kontrol edecek. ‘Neden otizmli seçtiniz?’ diye sorduğumuzda dedikleri şuydu: Diğer insanları sadece üç ay çalıştırabiliyoruz. Bir otizmli ise böyle mutlu oluyor.”

Otizmli bir doktor olabilir mi?

Dünya sinemasında otizmi işleyen birçok filme rastlanmakta. Sezon başı bir televizyon kanalında başlayan “Mucize Doktor” dizisiyle otizm konusu yeniden gündeme geldi. Dizide oyuncu Taner Ölmez’in canlandırdığı tıp fakültesini birincilikle bitirmiş Ali Vefa karakteriyle “Otizmli bir doktor olabilir mi?” sorusu tartışılıyor.

Dizinin ilk bölümünde Ali Vefa’nın sözleri dikkat çekiciydi: “Ne tavşanım ne de abim büyüdüler. Ben çocuklar büyüsün istiyorum. Kimse vaktinden önce cennete gitmesin. O zaman büyürler, aileleri olur, aileleri onları çok sever.”

Amerikalı hayvan bilimi uzmanı Temple Grandin

Temple Grandin ‘sarılma makinesi’ tasarlamıştı

Amerikalı hayvan bilimi uzmanı Temple Grandin, iki yaşında otizm tanısı alan bilim insanlarından. Profesör Grandin ancak dört yaşına geldiğinde aldığı eğitimler sayesinde konuşmaya başlamış. Grandin’in hayatı otizmin tedavisinde aile faktörünün ve iyi bir öğretmenin önemli olduğunun ‘en güzel ispatı’ olarak kabul ediliyor.

Amerikalı bilim insanının yaşamında en dikkat çeken noktalardan biri, yaşıtları ile aynı okula giderek toplumdan soyutlanmaması. Henüz 18 yaşındayken otizmli çocukların sakinleşmesini sağlayan ‘sarılma makinesi’ni tasarlayan Grandin, Time dergisinin 2010’daki ‘En Etkili 100 İsim’ listesinin ‘Kahramanlar’ kısmında yer alıyor. Hayatı, ismini taşıyan Emmy ödüllü filme konu olmuştu.

Okul müdürü Mermer: “Sabır ve emek gerekiyor”

Otizm Spektrum Bozukluğu’nun aşamasına göre bazı çocuklar eğitimlerinin ilk ve orta okul, lise dönemini otizm özel uygulama merkezlerinde alıyor. İzmir’de MEB’e bağlı Moris Bencuya Otistik Çocuklar Özel Eğitim Uygulama Merkezi bunlardan biri.

Okul Müdürü Ercan Mermer, bir otizmli çocuğun eğitiminin büyük emek ve zaman istediğini belirtiyor. Mermer, “Çok sabırlı olmak gerekiyor. Çocuk sabaha kadar uyumuyor mesela. Anne baba sürekli başında bekliyor. Uyku, tuvalet sorunu oluyor. Hâlâ 15-16 yaşına gelmesine rağmen tuvalet eğitimi alan var. Öfke nöbetlerine girdiği zaman bu öfke nöbetlerinde anne-baba çocuğu yatıştırmaya çalışırken toplumun bakışı farklı olabiliyor. Zihinsel ve görme engellileri topluma kabul ettirmek belki daha kolay ama otizmli için öyle değil” diyor.

Moris Bencuya Otistik Çocuklar Özel Eğitim Uygulama Merkezi Müdürü Ercan Mermer

Mermer, okulda ağır ve orta düzeyde otizmli çocuklara birinci sınıftan on ikinci sınıfa kadar MEB müfredatı kapsamında eğitim verdiklerini ifade ediyor:

“Burada temel günlük yaşam becerilerini öğretmeye çalışıyoruz. Onun dışında iletişim becerileri kazandırmaya çalışıyoruz. Sosyalleştirmeye çalışıyoruz. Bu süreçlerden sonra belli noktalara ulaşabiliyorsak matematik ve temel derslerin eğitimine de geçebiliyoruz. Özel eğitim merkezlerinde de çocuklar için yurtdışından getirilmiş çevrilmiş müfredatlar uygulanıyor.”

Hiçbir çocuğun aynı olmadığını söyleyen Mermer, “Otizmli çocuklar da her biri kendi içinde farklılık gösteriyor. Biz çocukları eğitimin içine girdiğimiz zaman standartlaştıramıyoruz. Çocuğun durumuna göre bireysel eğitim planları hazırlıyoruz” diyor. 


Bu haber, ilk olarak 28 Ekim 2019'da Ticaret gazetesinde yayımlanmıştır.