Türkiye’de otizmli 434 bin çocuk ve gençten 30 bin 50’sinin eğitim imkânına kavuştuğu biliniyor. Şu anda çocukların ayda 8 ila 10 saat özel eğitim desteği aldığını belirten Otizm Derneği Başkanı Ergin Güngör, “Olması gereken ise en az 160 saat. Otizm Eylem Planı’nın kabul edilmesinden sonra çıkan yönetmelikle birlikte ders saatleri beşer dakika kısaldı” diyor
Sercan Engerek
Nöro-gelişimsel farklılık ve buna bağlı olarak “içe
yöneliklik” diye adlandırılan Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) dünyada 59’da 1’e yükseldi.
Otizmin görülme sıklığı artarken uzmanlara göre otizmde çocukların erken tanıyla
birlikte özel eğitim alması gerekiyor.
Otizm tanısı konulan çocuğun ise üç yaşına kadar eğitime
başlaması önem taşıyor. Otizm Derneği Başkanı Ergin Güngör, “O yaşlardaki
eğitim süreci çoğunlukla özel eğitim kurumlarında yürüyor. Ancak o çağda eğitim
göremeyen hatta tanı dahi konulamamış olan çok çocuğumuz var. İmkânların daha
az olduğu illere gittiğinizde oran daha da düşüyor” diyor.
Ders saatleri beşer dakika kısaldı
Türkiye’de istatistiklere göre 1 milyon 387 bin 580 otizmli
birey bulunuyor. Otizmden 5 milyon 550 bin 320 bin aile etkileniyor. 0-19 yaş
grubu arasında yaklaşık 434 bin 10 otizmli çocuk ve gençten ancak 30 bin 50’si
eğitime imkânına ulaşabiliyor.
Resmî Gazetede 12 Nisan 2016 tarihinde yayımlanan ‘Otizm
Spektrum Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Ulusal Eylem Planı’na göre zorunlu
eğitim çağında ise 16 bin 837 otizmli çocuk var.
Türkiye’de otizmli bireylere eğitim hizmeti Millî Eğitim
Bakanlığına (MEB) bağlı okullar tarafından veriliyor. Otizmli bireyler özel
eğitim uygulama merkezinde, özel eğitim iş uygulama merkezinde, özel eğitim
sınıflarında ya da normal gelişim gösteren akranlarıyla birlikte kaynaştırma
sınıflarında eğitim görüyor.
Otizme yönelik ‘Ulusal Eylem Planı’nda “OSB olan bireylerin,
okul öncesi dönemde okul öncesi kurumlara zorunlu ve destek özel eğitim
hizmetleri sağlanmasıyla başarılı bir şekilde kaynaştırılabilmekte” olduğu
belirtilse de Otizm Derneği Başkanı Ergin Güngör, uygulama boyutunda eksikler
olduğunu söylüyor.
Güngör’e göre Resmî Gazetede yayımlanan Otizm Eylem Planı’nda
yer verilen konuların gerçek karşılığını bulamadı:
“Mesela eğitim saatlerinin artırılmasını öneriyoruz. Şu anda
otizmli çocuklar ayda 8 ila 10 saat özel eğitim desteği alıyor. Olması gereken ise
en az 160 saat. Otizm Eylem Planı’nın kabul edilmesinden sonra çıkan yönetmelikle
farklı sebeplerle ders saatleri beşer dakika kısaldı.”
| Otizm Derneği Başkanı Ergin Güngör |
“Özel eğitim öğretmenleri uzmanlaşmalı”
Otizmli bireylerin eğitim sürecindeki sorunlara değinen
Güngör, özel eğitim sınıflarında eğitim veren öğretmenlerin gerçekten branşının
öğretmeni olmasını talep ediyor.
Güngör’ün verdiği bilgiye göre 50’nin üzerinde üniversitede
özel eğitim bölümü var. Ancak üniversitelerde branşlaşma yeterli değil ve branş
mezunları istihdam edilmiyor.
Otizmli çocukların eğitimindeki sorunlara değinen Güngör, “Şu
anda birçok çocuk coğrafya, tarih öğretmeninin ya da başka branşlardan mezun
öğretmenlerin elinde ‘özel eğitim sınıflarında’ eğitim görüyor. Zaten
öğretmenler çoğunlukla sözleşmeli! Sadece bir eğitim dönemi boyunca çocuklarla
muhatap oluyor. Sonra başka öğretmen geliyor” diyor. Güngör durumu şu örnekle
açıklıyor:
“Diyelim ki kalp rahatsızlığınız var. Bunun için ortopedi
uzmanına gitmezsiniz. Devlet zorla ‘Git bu doktordan tedavi ol’ diye yakanıza
yapışırsa da isyan edersiniz. Sağlığınızı göz göre göre tehlikeye atmazsınız.
Burada da aynı durum geçerli. Yani bir otizmliyi özel eğitim öğretmenine teslim
etmek yerine coğrafya öğretmenine teslim ediyorsan bu çok ciddi bir kabahattir.
Rehberlik etmesi gereken kurum devlet kurumlarıdır. Veli bilinçsiz olabilir ama
devlet ‘Merak etme yanındayım’ diyerek hem çocuğa hem aileye güç vermelidir.”
“Destek öğretmen sınıfta olmalı”
Okul çağı gelen ve otizmliler için kurulan kamu ya da özel
okullarda eğitim gören çocuk durumuna göre eğitime devlet okullarının
anasınıfında, ilk ve orta öğretimde devam edebiliyor. ‘Kaynaştırma’ adı verilen
eğitim ancak çocuğa yardımcı bir öğretmen verilerek gerçekleşebiliyor. Güngör’e
göre yardımcı öğretmen uygulaması hayatî:
“Destek öğretmenin olmasıyla hem o çocuğun dersten kopma sürelerini kısaltacak hem de sınıf öğretmeninin diğer öğrencilerle ilgilenme süresini artıracak. Şu anda zaten yönetmeliğe göre destek eğitim odalarıyla destek eğitimi verecek öğretmen tahsis edilmek zorunda. Ama diyoruz ki destek öğretmeni sınıfa çek.
“Bu yapılamayacak bir şey değil! Bu konuda üzülerek belirtmeliyim
ki sınıf öğretmenleri destek öğretmeni istemiyor olabilir. Neden peki? Destek
öğretmen sınıfta ikinci bir gözcü kişi demek. Böylesi basit uygulamanın
yapılamamış olmasının altında yatan temel gerekçenin bu olduğunu düşünüyoruz.”
“Eğitim hakkının ellerinden alınması zorbalık”
Otizm Derneği Başkanı Güngör, “Bazı okullarda kaynaştırma
seviyesindeki çocuklarımızın istenmediğini de görüyoruz” diyor. Kimi kesimlerin
çocukların özel eğitim kurumlarına yönlendirilmesi yönünde çaba gösterdiğini
söylüyor.
Normal okullarda kaynaştırma seviyesindeki çocukların
istenmemesi Güngör’e göre hem bir insan hakkı hem engelli hakkı ihlali. Güngör,
“Çocukların yegâne iyileşme şekli eğitim. Böylesi bir tedavi anlamına gelecek
eğitimin de ellerinden zorbalıkla alınması büyük bir sorun. Biz buna çok tepki
veriyor ve içerliyoruz” diye sürdürüyor sözlerini.
“Yetişkin otizmliler için doğru dürüst bakım merkezleri
yok”
Otizmle ilgili yapılan araştırmalarda otizmli bireylerin
yüzde 75’inin yetişkinlikte de bir bakımevinde yaşadığı tespit ediliyor. Güngör,
otizmli bireyler için yasak savma anlamında bütçe ayrıldığı için bakım
merkezlerinin ihtiyacı karşılamadığı görüşünde:
“Her geçen dakika otizmli için gelecekte devletin bakmakla yükümlü olduğu ağır bir vaka hâline gelecek. Sonuç aileye üzüntü devlete de artı masraf olarak yansıyacak. İşin insanî boyutunu bir an için kenara koysak bile mâli planlamalar bile yapılamıyor. Ailelerin en büyük kaygısı ‘Bizden sonra çocuklarımız ne olacak?’
“Şu anda eğitim vermeyip ağır otizmli bireyleri
çoğaltıyoruz. Çünkü yetişkin otizmli bireyleri bakacak bakım merkezleri yok.
Sorduğumuzda yetkililer bize ülkemizde 400’e yakın bakım merkezi olduğunu
söylüyor. Ama buralardan bahsederken içinde ‘Kaç tane otizmli bakılıyor?’
dediğimizde veriye rastlayamıyoruz.”
“Hep yürek korkusuyla yaşıyoruz”
Bir otizmli çocuk babası olan Ergin Güngör, otizmlilerin sosyal
hayatın içinde karşılaştığı zorluklara da dikkat çekiyor. Kendi başına otobüsle
seyahat etme becerisi olan bir otizmlinin olumsuz davranış göstermesine sebep
olacak farklı bir duruma karşı gösterdiği tepkiyi toplumun anlamada güçlük
çektiğini söylüyor. Güngör, oğlunun başından geçen bir olayı anlatıyor:
“Bir gün oğlum iş yerime çok yakın bir mesafede hızlı
yürüdüğü için bir insana çarpıyor. Onu yere düşürüyor. Görüntü son derece
normal. İri yarı genç bir erkek. Diğer insanlardan farklı görünen bir tarafı
yok. Tabii geçerken kontrolsüz bir şekilde birisine çarptığı için kabahatli
olarak nitelendirilip bir grup insan tarafından orada tartaklamaya maruz
kalıyor. Darp edilme, dışlanma ihtimalleri çok yüksek. Dolayısıyla biz ebeveynler
olarak hep yürek korkusuyla yaşıyoruz.”
“Aile desteği ve aileye destek önemli”
Davranış bozukluklarının silikleştirilerek ortadan
kaldırılabilmesinde çevre faktörünün altını çiziyor Güngör; “Ailelerin tedavi
sürecine dahil olması gerekir. Çünkü birkaç saatlik eğitim sürecinde çocuğun
davranış bozukluğunu düzeltemezsiniz” diyor. Güngör, otizmli çocukların
eğitimin yanı sıra beslenme gibi unsurlara da dikkat çekiyor.
“Diğer çocuklarımızda olduğu gibi otizmlinin de bedeninde, algı süreçlerinde, anksiyetesinde, zekâ seviyelerini doğrudan etkileyen faktörler var. Bu gibi etkileri de gözden kaçırmamamız gerekiyor. Evet, bilindik tedavi yöntemi özel eğitimdir ama bir bedenin içinde yaşadığımızı da unutmamak gerekir. Siz o çocuğu ağır metallerden etkilenir bir ortamda tutarsanız, beslenmesini işlenmiş gıda ağırlıklı yürütürseniz o zaman psikiyatrist ne yapsın?
“Sürekli ilaç vermekten başka seçeneği kalmıyor. Ve o
ilaçları verdiğiniz zaman eğitimden alacağı kalite de düşüyor. Dolayısıyla
aileye düşen en önemli görevlerden biri çocuğun beslenme tarzını uygun
yürütmek, çocuğun dış olumsuz etkenlerden korumak.”
“Bir gün hepimiz otizmli bir bireyle karşılaşabiliriz”
Otizm Derneği Başkanı Ergin Güngör eczacı, profesör, ziraat
mühendisi otizmli olan birçok insan bildiğini söylüyor. “Bazı mesleklerde”
diyor, “otizmliler çok ciddi avantajlı.” Güngör bir örnekle devam ediyor:
“Üst düzey bir holding, bünyesinde yazılım bölümünde otizmli
çalıştırmak istediğini söyledi. Oraya otizmli bir kızımızı yerleştirdik.
Yaptığı iş neydi biliyor musunuz? Her gün o yazılımdaki hataları test etmek.
Yani her gün yazılım doğru işliyor mu kontrol edecek. ‘Neden otizmli seçtiniz?’
diye sorduğumuzda dedikleri şuydu: Diğer insanları sadece üç ay çalıştırabiliyoruz.
Bir otizmli ise böyle mutlu oluyor.”
Otizmli
bir doktor olabilir mi?
Dünya sinemasında otizmi işleyen birçok filme rastlanmakta. Sezon
başı bir televizyon kanalında başlayan “Mucize Doktor” dizisiyle otizm konusu
yeniden gündeme geldi. Dizide oyuncu Taner Ölmez’in canlandırdığı tıp
fakültesini birincilikle bitirmiş Ali Vefa karakteriyle “Otizmli bir doktor
olabilir mi?” sorusu tartışılıyor.
Dizinin ilk bölümünde Ali Vefa’nın sözleri dikkat çekiciydi:
“Ne tavşanım ne de abim büyüdüler. Ben çocuklar büyüsün istiyorum. Kimse
vaktinden önce cennete gitmesin. O zaman büyürler, aileleri olur, aileleri
onları çok sever.”
![]() |
| Amerikalı hayvan bilimi uzmanı Temple Grandin |
Temple Grandin ‘sarılma makinesi’ tasarlamıştı
Amerikalı hayvan bilimi uzmanı Temple Grandin, iki yaşında
otizm tanısı alan bilim insanlarından. Profesör Grandin ancak dört yaşına
geldiğinde aldığı eğitimler sayesinde konuşmaya başlamış. Grandin’in hayatı otizmin
tedavisinde aile faktörünün ve iyi bir öğretmenin önemli olduğunun ‘en güzel
ispatı’ olarak kabul ediliyor.
Amerikalı bilim insanının yaşamında en dikkat çeken
noktalardan biri, yaşıtları ile aynı okula giderek toplumdan soyutlanmaması. Henüz
18 yaşındayken otizmli çocukların sakinleşmesini sağlayan ‘sarılma makinesi’ni
tasarlayan Grandin, Time dergisinin 2010’daki ‘En Etkili 100 İsim’ listesinin
‘Kahramanlar’ kısmında yer alıyor. Hayatı, ismini taşıyan Emmy ödüllü filme
konu olmuştu.
Okul müdürü Mermer: “Sabır ve emek gerekiyor”
Otizm Spektrum Bozukluğu’nun aşamasına göre bazı çocuklar
eğitimlerinin ilk ve orta okul, lise dönemini otizm özel uygulama merkezlerinde
alıyor. İzmir’de MEB’e bağlı Moris Bencuya Otistik Çocuklar Özel Eğitim
Uygulama Merkezi bunlardan biri.
Okul Müdürü Ercan Mermer, bir otizmli çocuğun eğitiminin büyük
emek ve zaman istediğini belirtiyor. Mermer, “Çok sabırlı olmak gerekiyor. Çocuk
sabaha kadar uyumuyor mesela. Anne baba sürekli başında bekliyor. Uyku, tuvalet
sorunu oluyor. Hâlâ 15-16 yaşına gelmesine rağmen tuvalet eğitimi alan var.
Öfke nöbetlerine girdiği zaman bu öfke nöbetlerinde anne-baba çocuğu
yatıştırmaya çalışırken toplumun bakışı farklı olabiliyor. Zihinsel ve görme
engellileri topluma kabul ettirmek belki daha kolay ama otizmli için öyle
değil” diyor.
| Moris Bencuya Otistik Çocuklar Özel Eğitim Uygulama Merkezi Müdürü Ercan Mermer |
Mermer, okulda ağır ve orta düzeyde otizmli çocuklara birinci sınıftan on ikinci sınıfa kadar MEB müfredatı kapsamında eğitim verdiklerini ifade ediyor:
“Burada temel günlük yaşam becerilerini öğretmeye
çalışıyoruz. Onun dışında iletişim becerileri kazandırmaya çalışıyoruz.
Sosyalleştirmeye çalışıyoruz. Bu süreçlerden sonra belli noktalara
ulaşabiliyorsak matematik ve temel derslerin eğitimine de geçebiliyoruz. Özel
eğitim merkezlerinde de çocuklar için yurtdışından getirilmiş çevrilmiş
müfredatlar uygulanıyor.”
Hiçbir çocuğun aynı olmadığını söyleyen Mermer, “Otizmli
çocuklar da her biri kendi içinde farklılık gösteriyor. Biz çocukları eğitimin
içine girdiğimiz zaman standartlaştıramıyoruz. Çocuğun durumuna göre bireysel
eğitim planları hazırlıyoruz” diyor.
Bu haber, ilk olarak 28 Ekim 2019'da Ticaret gazetesinde yayımlanmıştır.

