Türk Toraks Derneği Merkez Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Osman Elbek hava kirliliğinin insan sağlığına etkilerini anlattı. Termik santrallerin neden olduğu hava kirliliğinin, solunum rahatsızlıklarını artırdığı söyleyen Elbek, “Partikül madde ve kükürt dioksit dışında pek çok kirletici var. Türkiye’de hastalık ve ölümlere yol açan 2.5 mikron çaplı partiküllerin yaygın biçimde ölçümü yapılmamaktadır” dedi
Sercan Engerek
Birleşmiş Milletlere bağlı olarak çalışan Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre yılda 7 milyon insan hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybediyor. Hava kirliliğine yol açan faktörlerin başında, maliyeti artırdığı için baca filtreleme sistemi kurmadan faaliyete devam eden kömürlü termik santraller geliyor.
Türkiye’de Greenpeace Akdeniz’in geçen mart ayında hazırladığı ‘Afşin’de
Kömürlü Termik Santrallerin Bedeli’ başlıklı raporunda kirlilik nedeniyle
bugüne kadar 17 bin erken ölüm yaşandı.
Termik santrallerin sanayi tesislerinin yoğunlukta olduğu bölgelerde
Ulusal Hava İzleme Ağı’nın ölçüm verileri ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
tarafından açıklanmıyor.
TBMM Genel Kurulu’nda 30 Haziran 2022 tarihine kadar “çevre
mevzuatından muafiyet” için termik santrallere ek süre verilmesini içeren yasa
taslağının görüşmeleri devam ediyor. Enerjisinin yüzde 80’ini fosil yakıtlardan
elde eden Türkiye’de hava kirliliğine bağlı olarak solunum rahatsızlıklarının
paralelinde ilaç tüketimi ve ilaç maliyeti de artıyor.
Göğüs hastalıkları uzmanı ve Türk Toraks Derneği Merkez Yönetim Kurulu
üyesi Doç. Dr. Osman Elbek, hava kirliliğinin halk sağlığı üzerine etkilerini
anlattı.
Doç. Dr. Elbek, fosil yakıtların kullanıldığı hiçbir teknolojinin temiz
olmadığını söylüyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasını
savunmanın da tek başına yeterli olmadığı görüşünde. Elbek, “Sağlıklı gelecek
mi, yoksa kalkınma mı?” sorusunu gündeme getiriyor.
Türkiye’de hava kirliliğine yol açan sadece kükürt dioksit ve 10 mikron
çapa ulaşan partikül maddenin ölçüldüğünün altını çizen Elbek şöyle diyor:
“Oysa bu iki kirletici dışında da pek çok kirleticinin takibi yapılması
gereklidir. Ayrıca partikül madde açısından 10 mikrondan ziyade 2.5 mikron
çaplı ince partiküllerin takibi de yapılmalıdır. Fakat ne yazık ki hastalık ve
ölümlere yol açan 2.5 mikron çaplı partiküllerin yaygın biçimde ölçümü
yapılmamaktadır.”
Her dört istasyondan biri yeterli ölçüm yapmıyor
Elbek, bir istasyonun yeterli çalışabilmesi için yılın en az yüzde
75’inde ölçüm yapmasının gerekli olduğunu söylüyor. “Ancak” diyor, “Türkiye’deki
istasyonların bir kısmı eksik ölçüm yapmaktadır. Daha kötüsü 2017 yılında
yetersiz ölçüm yapan istasyon sayısı 26 iken, bu değer 2018 yılında 48’e yükselmiştir.
Başka bir ifadeyle, 2018 yılında Türkiye genelinde bulunan her dört istasyondan
biri yeterli düzeyde ölçüm yapmamıştır. Yetersiz ölçüm yapan istasyonların
hemen tamamının hava kirliliğinin yoğun olduğu bölge ve dönemlerde ölçüm
yapmamış olduğu da dikkat çekicidir.”
Türkiye’nin belirlediği değerlerin bilimsel bir karşılığı yok
Partikül madde ölçümünde Türkiye’nin ulusal mevzuat sınır değerleri ile
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği sınır değerler farklılık içeriyor. Partikül
oranında kirlilik alt sınırını Sağlık Bakanlığı 48 olarak kabul ediyor. DSÖ ise
kirlilikte 20 değerini temel alıyor. Doç. Dr. Elbek, farklılığın nedenini şöyle
açıklıyor:
“Türkiye’nin DSÖ’nin önerdiği sınır değerlerine ulaşamayacağını bildiği
için ve havanın da ulusal mevzuat açısından kirli sayılmaması için ‘uydurduğu’
değerlerdir. Türkiye’nin belirlediği bu değerlerin bilimsel bir karşılığı
yoktur. Hatta son yıllardaki araştırmalar DSÖ’nün ‘güvenli’ dediği düşük sınır
değerlerinin dahi hastalık ve ölümlere yol açtığı ve daha da aşağıya çekilmesi
gerektiği ifade edilmektedir. Türkiye’nin sınır değerlerini ise hiçbir bilimsel
kuruluş dikkate almamaktadır.”
Birçok hastalık hava kirliliği ile ilişkili
Türkiye’de hava kirliliğinin hastalıklar üzerindeki etkisini değerlendiren
Elbek, Sağlık Bakanlığının verilerini hatırlatıyor. Ölümlerin ilk üç nedenini ise dolaşım sistemi hastalıkları, kanserler ve
solunum sistemi hastalıkları diye sıralıyor:
“Ölüm nedenleri ile benzer biçimde hava kirliliğiyle ilişkili olan yüksek tansiyon,
koroner kalp hastalığı, astım, diyabet, kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve
inmeler Türkiye’de sağlık birimlerine en fazla başvuruya yol açan
hastalıklardır. Solunum sistemi hastalıkları ise hem 2015, hem 2016 hem de 2017
yıllarında en fazla hastane yatışına yol açmıştır. 2002–2017 yılları
arasında hava kirliliği ile doğrudan ilişkili olan inmenin yüzde 58, diyabetin
yüzde 44, kronik obstrüktif akciğer hastalığının yüzde 42 ve akciğer kanserinin
yüzde 38 oranında hastalık yükünün arttığı görülmektedir.”
İlaç tüketimi artıyor
Hava kirliliği ile
doğrudan ilişkili olan solunum sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılan
ilaçların tüketimi de yıllar içinde arttı. 2011 yılında 269 milyon kutu solunum
sistemi ilacı tüketilirken, 2015 yılında bu miktar yüzde 18 ile 317 milyon
kutuya ulaştı.
Elbek “2011 yılında
her bin kişiye 87 tane günlük solunum sistemi ilacı düşerken, bu oran 2017’de
yüzde 15 artarak 100’e yükselmiştir. 2017 yılı itibariyle sadece solunum
sistemi ilaçlarının satış değeri 2 milyon 431 bin liradır” diyor.
9 milyon lira maliyet
ödemesi yapılmış
Elbek, hava kirliliğine bağlı olarak ortaya çıkan sorunların sağlık
açısından maliyetine yönelik ise şu açıklamayı yapıyor:
“İstanbul ilinde
yapılan başka bir araştırmada 2013–2014 yıllarında 149 bin 320 hastanın
doğrudan hava kirliliğinin artışına bağlı olarak hastanelere başvurmuş. Hava
kirliliği düzeylerinden en çok etkilenenin 0-14 yaş grubu olduğu ve sosyal
sigorta sisteminin hava kirliliği nedeniyle gelişen hastalıklar için 9 milyon 25
bin 339 Türk Lirası doğrudan maliyet ödemesi yaptığı gösterilmiştir.”
Hava kirliliği
öldürüyor
Doç. Dr. Elbek hava
kirliliği gibi sorunların temel nedenini Türkiye’de uygulanmakta olan sağlık
politikasına bağlıyor. Çözümün ise sağlığın sosyal bileşenlerinin de dikkate alınarak
önleyici ve koruyucu hizmetlerin geliştirilmesinde saklı olduğunu söylüyor:
“İç ve dış ortam hava
kirliliğinin azaltılmasına yönelik yapılacak müdahaleler Türkiye sağlık ortamı
açısından temel ve belirleyici bir öneme sahiptir.”
Hava kirliliğinin
ölümler üzerindeki etkisine dikkat çeken Doç. Dr. Elbek Türkiye’de 2015 yılında
43 bin 820, 2016 yılında 48 bin 532 kişinin solunum sistemi hastalıkları
nedeniyle hayatını kaybettiği bilgisini veriyor.
Elbek, “Kronik tıkayıcı
(obstrüktif) akciğer hastalığına bağlı ölümlerin Türkiye’de en sık aralık, en
az temmuz ayında olması da hava kirliliğinin ölümler üzerindeki etkisini
göstermektedir” diyor.
Kalkınmayı salt
ekonomik büyüme olarak ele almak doğru değil
Türk Toraks Derneği Merkez Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Osman Elbek, hava kirliliğinin ekonomik sistemle ilişkisini de anlatıyor. Kapitalizmin kuralı gereği içinde bulunulan uygarlığın zihniyetini ‘büyü ya da öl’ diye tanımlayan Doç. Dr. Elbek’e göre, daha çok kazanç uğruna fetişleştirilen ‘büyüme’ hedefi dünyayı hızla yaşanmaz duruma yaklaştırıyor.
![]() |
| Doç. Dr. Osman Elbek |
Kalkınmayı sadece ekonomik büyüme olarak ele almanın doğru olmadığını vurgulayan Elbek, ‘kalkınma’ kavramına şöyle açıklık getiriyor:
“Kanaatimce kalkınma,
insanların ve doğanın ahenkli bir şekilde birbirlerini besleyerek,
biyoçeşitliliği ve aynı zamanda yaşam niteliğini yükseltmeyi hedeflemesi
halinde olumlu bir anlam taşımaktadır. Bu nedenle herkesin temel insani
ihtiyaçlarının, ekonomik ve sosyal güvenliğin garanti altına alınmasını
savunmak gerekir.
“Kullanılacak
teknolojilerin doğayla uyumlu olduğu kadar merkezi ve bürokratik bir yönetsel
aygıtı gerektirmeyecek biçimde, yurttaşlarca kolayca denetlenebilecek
eko-teknolojiler olmasının, enerjinin ise ekolojik evrimi zenginleştirecek
biçimde tümüyle yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşturulması büyük bir
önem taşımaktadır. Çok açık ki hava kirliliği başta olmak üzere yaşanan tüm
ekolojik sorunların çözüm noktasının ‘sürdürülebilir kalkınma’ bakış açısının
yerini ‘sürdürülebilir bir gelecek ve yaşam’ın almasından geçtiğini bilmek ve
böylesi bir değişimin gerçekleşmesi için her alanda sorumluluk üstlenmek
gereklidir.”
Termik pahalı, yenilenebilir ucuz
Finans düşünce kuruluşu Carbon Tracker’in 2018 yılında
yayımladığı veriler dünyadaki kömürlü termik santrallerin yüzde 42’sinin zarar
ettiğini gösteriyor.
Araştırmaya göre, dünyada işletmede olan kömürlü termik
santraller, kurulu gücünün yüzde 95’ini (1900 GW), inşa hâlindeki kurulu gücün
ise yüzde 90’ını (220 GW) oluşturuyor. Çeşitli ülkelerdeki 6 bin 685 kömürlü
termik santralin kâr analizini yapan rapor, yeni kömürlü termik santrallere
ihtiyaç olmadığını ortaya koyuyor.
Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi’nin (TEİAŞ) ‘Kurulu
Gücünün Kaynaklara Göre Dağılımı’ araştırmasında yayımladığı verilerde Türkiye,
elektriğin yüzde 31,87’sini hidroelektrik, yüzde 28,78’sini doğalgaz ve yüzde 2,.46’sını
kömür santrallerinden sağlıyor.
Türkiye’nin karbondioksit oranını artırması, oksijenin
azalması, küresel ısınmaya yol açmasıyla bilinen fosil yakıtlardan enerji elde
etme oranı yüzde 80.
Son yıllarda devletin enerji politikası Türkiye’nin tüm
linyit ve taş kömürü rezervlerini 2023’e kadar elektriğe dönüştürülmesi
planıyla öne çıktı. Yerli kömür kaynaklarının daha fazla kullanılmasıyla ülkede
arz güvenliğinin sağlanacağı ve dış politik pozisyonda Türkiye’nin elinin
güçleneceği belirtildi.
Kömür rezervlerinin sonuna kadar kullanılması politikasına
paralel olarak özelleştirilen ve denetimi yapılamayan maden ocaklarında kömür
‘ucuza’ mâl edilirken; Soma, Ermenek gibi meydana gelen maden facialarında
yüzlerce maden işçisi öldü.
Carbon Tracker kömürlü termik santralleri içeren ‘Güçsüzleşen
Kömür: Kömür enerjisinin son yıllarının ekonomik ve finansal riskleri’
raporunda, Türkiye 2022 itibarıyla güneş, rüzgâr, biyokütle gibi yenilenebilir
enerji santralleri, kömürlü termik santrallerden daha ucuza elektrik üretecek.
Raporda kömürlü termik santraller, hava kirliliği düzenlemeleri nedeniyle maliyetlerinin artırmasıyla öne çıkarken; kıyı, rüzgâr, dalga ve güneş enerjisinin fiyatlarının düştüğü tespit edildi.
Bu haber, ilk olarak 22 Kasım 2019'da Ticaret gazetesinde yayımlanmıştır.

