Sercan Engerek
Yazar Banu Akeloğlu, İzmir’in en eski futbol
takımlarından olan Göztepe’yi konu alan bir öykü kitabı yazdı. ‘Göz Göz
Göztepe’ adını taşıyan kitap geçen nisan ayında Cinius Yayınlarından çıktı.
Kitapta, yazarının satırlarıyla “Akdeniz’in ateşiyle
harmanlanmış bir Göztepe hikâyesi” anlatılıyor.
Adını Susuzdede olarak bilinen yerden bakınca göz şeklini
andırdığı için Göztepe denilmesinden alarak semt ile bütünleşen takım, şehrin
belleğinde önemli bir yer tutuyor.
Akeloğlu kitabında ‘Yusuf Abi’ ile ‘Seval Abla’ öyküsünün
ekseninde Göztepe’nin sıradan bir takım olmadığından, bir yaşam biçimini
yansıttığından, takımın başarılarından söz ediyor. Göztepe’yi tanımlarken “Hentbolda
ülkemizi Avrupa’da temsil eden, yelkende dünya çapında başarılar kazanan,
tutkunları tarafından saklanan bir kristaldi. Herkesin kalbinde o kristalin
parçası vardı” diyor.
Geçen 14 Haziran’da, Göztepe’nin 94. kuruluş yıldönümünde
Göztepe’de bir imza günü düzenlenmişti. Kitabını imzalayan Akeloğlu, bu
vesileyle yolunun bir kez daha İzmir’e düştüğünü söylüyor.
Doğu Akdeniz Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği bölümü
mezunu Banu Akeloğlu, yazarlık çalışmalarının yanı sıra Adana’da bir otomotiv
firmasında yöneticilik yapıyor. İzmir’le yollarının kesişmesinin odağında ise
Göztepe var.
“Sen Adanalısın, Göztepe ne alaka?” diye soranlara ise şu
yanıtı veriyor: “Doktor olsanız kalp nasıl çalışıyor, beyin vücudumuzu nasıl
yönetiyor çok kolay anlatabilirdiniz. Ama yaşam enerjiniz ve tutkunuz nasıl
şekilleniyor anlatamazsınız. Bunu sadece hissedebilirsiniz. Bu paha biçilemez
tutkuyu, sadece aynısını içinde barındıranlar hissedebilir.”
Yazar Akeloğlu’yla, “Hayat sürüp giderken kalbinizde
saklayıp büyüttüğünüz bir gurur” dediği Göztepeliliği konuştuk.
• Banu Hanım, klişe bir soru olabilir belki ama yazmaya
nasıl başladınız?
Yazmaya, hayal edebilmeye başladığım zaman başladım. Çok
küçük yaşlara denk geliyor bu dönemler. O dönemlerde okulda yapılan şiir ve
kompozisyon yarışmalarına katılıp dereceler alırdım. Ortaokul dönemlerinde
kendi yazdığım tiyatroyu da kendim sergilemiştim. Kitap yazmaya ise çok geç
karar verdim. Çünkü yazdıklarımı paylaşmaktan çekiniyordum. Tabiî bu noktada
babamın desteği büyük önem taşımaktadır. İlk kitabımı yazmaya başladıktan sonra
maalesef babam vefat etti. Bunun üzüntüsü, hayata dair geç kalmışlıkların
pişmanlığını yaşamamak için, anı yakala felsefesini ve yaşarken sevdiklerimizle
yol alabilmeye şükredebilmeyi öğretti bana.
![]() |
| Banu Akeloğlu |
• Önce polisiye türündeki kitabınız “Çünkü”yü yazmıştınız. Polisiye edebiyata ilginiz nasıl başladı?
Her gün gözlerinin içine baktığınız insanların, mutlaka sizden sakladığı karanlık bir tarafları vardır. Ben hep o karanlık tarafı merak ederdim. İnsan öldürebilen kişilerin, o noktaya nasıl gelebildiğini, nasıl bir geçmiş ile kendisinin ve başkalarının geleceğini katledebileceğini hep kendime sormuşumdur. Üniversite ve sonraki yıllarımda ise yakından ilgi duymaya başladım polisiyeye. İzlediğim yabancı diziler ve kitaplarla besledim hep kendimi. Kendimi hep suçun ve kötülüğün olduğu her yere, adalet ve kanunların gücünü yansıtan aynayı tuttum. Böyle böyle kendimi polisiye edebiyatının tam ortasında buldum. Şu an aldığım profil tanımlama eğitimiyle suça ve suçlulara bakış açımı daha profesyonel bir boyuta getirmeye çalışıyorum.
“Her sabah
Göztepe marşı dinleyerek işe gidiyorum”
• “Severken
ağlamayı seviyorsanız, ağlarken gülümsüyorsanız ve gururla bakıyorsanız geçmişe,
işte o zaman Göztepe kalbinize nüfuz etmiş demektir.” Bu belki de bir futbol takımının
hayatla içiçeliğinin en güzel tarifi… Sizin için Göztepelilik nedir?
Göztepeliliği anlatabilmeye çok
çalıştım. Özellikle de “Sen Adanalısın, Göztepe ne alaka” diye şuursuzca
soranlara… Ama anlatamadım. Doktor olsanız kalp nasıl çalışıyor, beyin
vücudumuzu nasıl yönetiyor çok kolay anlatabilirdiniz. Ama yaşam enerjiniz ve
tutkunuz nasıl şekilleniyor anlatamazsınız. Bunu sadece hissedebilirsiniz. Bu
paha biçilemez tutkuyu, sadece aynısını içinde barındıranlar hissedebilir.
Anlayabilir. Göztepeliler beni çok iyi anlıyorlar çünkü onlar benden kat be kat
fazla yaşıyorlar bu tutkuyu. Ben her sabah Göztepe marşı dinleyerek işe
gidiyorum. Aksi hâlde güne motive olarak başlayamıyorum. Göztepe benim en kötü
anımda bile gülümseme sebebimdir. Çünkü Göztepe sadece bir spor kulübü
değildir. Göztepe bir birbirine sımsıkı sarılmış bir ailedir, sevgisini ve
tutkusunu dünyanın bir diğer ucuna bile gitseniz hissedeceğiniz bir aşktır.
Benim için Göztepelilik hayat sürüp giderken kalbinizde
saklayıp büyüttüğünüz bir gururdur.
• Kitabın
ekseninde bir öykü var; Yusuf Abi, Seval Abla ve kızları… Kitap onların hikâyesi
ile ilerliyor. Bize biraz Yusuf Abinin Göztepe “aşkı”ndan bahseder misiniz? ‘Seval
Abla’ ile tam da Göztepe’nin kuruluş tarihine atıfla 19.25’te evlenmişler.
Nasıl bir mazileri var?
Kitapta anlatılan hikâye bazen
kurgu bazen de gerçeklerden ibarettir. Anlatılan hikâyeler tüm Göztepelilere
tanıdık gelecektir çünkü o anlatılanlardan en az birini kendileri de muhakkak
yaşamıştır. Bu aşka düşenler ve bu aşkı yaşayanlar, hayatın içinden geçerken
aynı yollardan ve aynı anılardan geçmişlerdir. Hattâ anlatılmayan ve
ansiklopedi hâline getirilebilecek daha bir sürü gün yüzüne çıkmamış hikâye
vardır. Ben kitaptaki karakterlerin mazilerini ve sonrasında yaşadıklarını
okuyucuların hayal gücüne bırakıyorum.
• Öyküde oyuncu Rıza
Kocaoğlu’nun, babasından aldığı bayrak yarışını hâlâ devam ettirdiğine de
değiniyorsunuz. Kocaoğluların Göztepe’ye olan bağlılığı nasıl bir şey?
Muazzam bir bağlılık örneği. Tüm
Göztepeli kardeşlerim ve büyüklerim gibi Kocaoğlu ve ailesi de şahit olduğumuz
gibi Göztepe’ye gönülden bağlıdır, nesilden nesle bırakılan bu mirası gözler
önüne seren alkışlanası bir ailedir.
“Biz yakarsak
söndüremezler”
• Göztepe
taraftarlarının bir de stada ekmeğin içinde meşale sokma macerası var değil mi?
Eskişehirspor ile Göztepe
arasında oynanan TFF 1. Lig Play-Off Final maçında gerçekleşen bir olaydı.
Biliyorsunuz ki maçlara meşale sokmak artık yasak. Fakat Göztepelilerin
içindeki tutku ateşi sönmüyor ve çoğu zaman dışa vurulabiliyor. Akla gelen,
bana göre çok zekice bir fikir sonrasında sandviç ekmeklerinin içine
yerleştirilen meşaleler stada sokuluyor ve aynı anda yakılmak sureti ile maça
10 dakika “tutku ateşi” molası veriliyor. “Biz yakarsak söndüremezler” diye
boşuna söylemiyoruz değil mi?
![]() |
| Akeloğlu, Göztepe’nin 94. kuruluş yıldönümünde kitabını imzalamıştı. |
“O duyguyu daha
önce hiç hissetmemiştim”
• Kitabınızı
Göztepe’nin kuruluş yıldönümünde yine Göztepe Köprüsü’nün ayakları dibinde
imzalamak nasıl bir duyguydu?
14 Haziran için şunu
söyleyebilirim; bir sene önce henüz kitap fikir olarak bile akıllarda yokken,
yine o köprüde elimde meşalelerle gökyüzünü görmeye çalışıyordum. Kitabı
yazmasaydım içimdeki tutkuyu nasıl dile getirebilirdim bilmiyorum. Bir sene
sonra aynı yerde, kulübümüzün de verdiği destekle imza günümü gerçekleştirdim.
Tüm gece sürebilirdi ama bir noktadan sonra elimde kitabı imzalamak için kalem
değil yine meşale tutmak istedim ve kendimi o muhteşem kalabalığın içine attım.
Bir mucizeydi belki bir sene içinde yaşadığım ama kesin olan bir şey var ki o
hissettiğim duyguyu daha önce hiç hissetmemiştim.
“Mutluluk,
özgürce yaşayabilme sanatıdır”
• Kitabınızın
bir yerinde ‘Özgürlük mutlu olmaktır’ diyorsunuz. Özgürlük ile mutluluk
arasında nasıl bir ilişki var?
Mutluluğun bir tanımı ya da formülü yoktur. Mutsuzluk elde edemediğimiz, başaramadığımız, huzurlu olamadığımız zamanlarda ortaya çıkar. Hiçbir zaman fazla beklentiye girip hayatı kendimize zindan etmememiz gerekir. Özgürce sevip sevilebildiğimiz, başarmak için önümüzde hiçbir engel göremediğimiz zamanlarda mutluluk kendiliğinden gelir. Hayattan istediğimiz ne varsa özgürce onu yaşayıp yaşatabiliyorsanız mutlusunuzdur. Aslında mutluluk, özgürce yaşayabilme sanatıdır. Özgürlükten kastım başkalarının özgürlüklerini ya da yaşam haklarını gasp ederek umarsızca yaşamak değil. Tüm canlıların; insanların, hayvanların ya da bitkilerin yaşam haklarına saygı duyarak ruhumuzda yaşadığımız ve umut yeşerttiğimiz özgürlük duygusu ile çok mutlu bir hayat sürebilirsiniz.
Sepil: “Herkesin okumasını tavsiye ederim”
Göztepe Spor Kulübü Başkanı Mehmet Sepil, “Kalbinde Göztepe sevgisi olan
herkesin okumasını tavsiye ederim” diye selamlıyor kitabı. Sepil, “Göztepe’yi
anlamak, Göztepelilik içindeki isyan ruhunu anlamak demektir” diyor.
2 Eylül 2006, taraftarlarının Göztepe ismini unutturmamak için iskeleden
yürüdüğü tarih olarak biliniyor. Kimilerine göre sportif çöküntüye girilmesine,
yaşanan başarısızlıklara karşı yeniden var olma meşalesinin yakıldığı tarih. O
gün Mehmet Sepil şu konuşmayı yapmıştı:
“Büyük Göztepe taraftarının 2 Eylül 2006’da ortaya koyduğu isyan ruhunun
köklerinin kavramak için büyük İzmir’in 9 Eylül ruhuna bakmalıyız. İsyan
yürüyüşü aynı zamanda Göztepe taraftarının karakterinin de ip uçlarını verir.
Mücadele etmek, mücadeleden vazgeçmemek, bazen kazanmaktan daha önemlidir. Ama
unutmamak gerekir ki, kazananlar da sadece mücadeleden vazgeçmeyenlerdir.
.png)

