Öğrencilerin okuduğunu anlamada yüzde 40’ının başarısız olduğunu tespit eden MEB araştırmasını yorumlayan Eğitim Reformu Girişimi’nden Yeliz Düşkün, çoktan seçmeli sıralama sınavlarının özellikle düşünce ve deneyimleri kullanma becerisi ile ilişkisinin zayıf olduğuna dikkat çekti. Düşkün, “Sınavların eğitim sisteminde baskın role sahip olması çocukların ‘anlama’ becerilerini desteklemiyor” dedi
Sercan Engerek
Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından açıklanan ve
dördüncü sınıf öğrencilerini kapsayan araştırmaya göre, öğrencilerin yüzde 40’ı
okuduğunu anlama sorularında başarısız oldu. Ortaya çıkan sonucun ezber ve
sınav odaklı eğitimin bir sonucu olduğu değerlendirmesi yapılıyor.
MEB’in ‘Türkçe-Matematik-Fen Bilimleri Öğrenci Başarı İzleme
Araştırması’na 81 ildeki devlet ve özel öğretim kurumlarından dördüncü sınıf
öğrencileri katıldı. Eylül ayında açıklanan araştırmaya göre, Türkçe alt
testine 112 bin 465, matematik alt testine 112 bin 322 ve fen bilimleri alt
testine 111 bin 742 öğrenci girdi. 112 bin 465 öğrenciye ‘bilme’ ve ‘anlama’
düzeylerinden çoktan seçmeli 15 soruya öğrencilerin ancak yüzde 62,82’si doğru
yanıt verdi.
Eğitim Reformu Girişimi’nden politika analisti ve
araştırmacı Yeliz Düşkün, MEB tarafından uygulanan ‘Türkçe-Matematik-Fen
Bilimleri Öğrenci Başarı İzleme Araştırması’ sonuçlarını yorumladı.
Öğrencinin, verilen metinde açıkça ifade edilmemiş fikirleri
bulma becerisinin zayıf olduğunu belirten Düşkün, “Çocukların bilgi, düşünce ve
deneyimlerini kullanma becerilerinin düşük olması, var olan öğretim
yöntemlerinin ve ölçme-değerlendirme yaklaşımının sözü edilen becerileri
desteklemediğini gösteriyor. Çoktan seçmeli sıralama sınavlarının da özellikle
düşünce ve deneyimleri kullanma becerisi ile ilişkisi zayıftır. Dolayısıyla bu
sınavların eğitim sisteminde baskın role sahip olması çocukların ‘anlama’ becerilerini
desteklemiyor” ifadelerini kullandı.
“Eğitimin içeriği kadar öğretmen de etmendir”
MEB araştırmasında öğrencilerin yarıdan fazlasının matematik
ve fen bilimlerinde akıl yürütmede zorlandığı tespit edildi. Öğrencilerin ‘akıl
yürütme’ düzeyini değerlendiren soruları doğru yanıtlama oranı matematik
testinde yüzde 49,08 olurken, fen bilimleri testinde yüzde 61,40 düzeyinde.
Araştırmacı Düşkün, benzer sonuçların PISA ve TIMSS gibi
uluslararası değerlendirmelerde de ortaya çıktığını söylüyor. Çocukların akıl
yürütme gibi düşünme becerilerini etkileyen pek çok etmenin bulunduğunu
belirten Düşkün şu öneride bulundu:
“Eğitimin içeriğinin, yani öğretim programlarının söz konusu
becerileri kazandıracak nitelikte olması, ölçme ve değerlendirme yaklaşımının
da buna uygun olarak tasarlanması önem taşıyor. En az eğitimin içeriği kadar
önemli olan bir etmense öğretmendir. Öğretim programlarının uygulayıcısı
konumunda olan öğretmenler, çocukların akıl yürütme, eleştirel düşünme gibi üst
düzey düşünme becerileri kazanmalarında kilit kişilerdir. Bu bağlamda,
öğretmenin her çocuğa uygun, çeşitlendirilmiş öğretim yöntemlerini
uygulayabilmesi için güçlendirilmesi ve desteklenmesi önemlidir.”
“Öğrenciler, bilgiyi gerçek yaşamda kullanmakta zorlanıyor”
Uluslararası bir değerlendirme olan PISA’ya göre
Türkiye’deki 15 yaşındaki öğrencilerin, bilgiyi gerçek yaşam koşullarında
kullanmakta zorlanıyor. PISA’da bir şehirde metro hattını kullanarak bir
noktadan diğerine gitme gibi problemleri içeren temel matematik becerileriyle
çözülebilecek sorular bulunuyor. Bu sorularda öğrenciler, gerekli matematik
bilgisine sahip olsalar bile zorlanıyor.
Düşkün, “Öğrencilerin bildiklerini kullanmakta zorlandığını
gösteriyor. Ancak unutulmaması gereken bir konu, Türkiye geneline ait
sonuçların tek başına iyi bir değerlendirme sunmadığıdır. Okul türleri ve
bölgeler arasında oldukça büyük başarı farkları bulunuyor” diyor.
“Eğitim ortamları ayrımcılıktan arınmalı”
Analist Düşkün, çocuğun potansiyelini ortaya çıkarak bir eğitimin önündeki engellere değiniyor. “Her çocuğun akademik, sosyal ve duygusal gelişiminin sağlanması için eğitim sistemi kapsayıcı olmalı” diyen Düşkün şu tespitleri yapıyor:
![]() |
| Analist-araştırmacı Yeliz Düşkün |
“Fırsat eşitsizliği, cinsiyet, engelli olma, göçmen olma ve
bunun gibi hiçbir durum eğitim hakkının gerçekleşmesine engel olmamalı. Mevcut
durumda eğitime erişimde önemli yol kat edilmiş olmasına karşın, özellikle
belirli bölgelerde ve ortaöğretim kademesinde kız çocukların okullaşma oranı
düşük. Engeli olan çocuklar eğitimden erken ayrılıyorlar. Mevsimlik tarım işçiliği,
çocukların okula kayıt olsalar bile uzun süreler devamsızlık yapmalarına neden
oluyor. Kapsayıcılık yalnızca eğitime erişimle de sınırlı değildir. Eğitim
ortamlarının ayrımcılıktan tamamen arınması gerekiyor.”
Yoksul çocukları okul öncesi eğitime erişemiyor
Düşkün’e göre akademik, sosyal ve duygusal gelişim için okul
öncesi eğitim büyük bir önem taşıyor. Türkiye’de okul öncesi eğitim henüz
zorunlu ve devlet okullarında dahi ücretsiz değil! Okul öncesi eğitime erişimin
önündeki engelse sosyoekonomik eşitsizlikler... Yoksul ailelerden çocukları
anasınıfı diye de bilinen okul öncesi eğitime yeterince erişemiyor. Milyonlarca
çocuk eğitim yaşamına okul öncesi eğitim alabilen akranlarına göre geriden
başlıyor.
“Medya okur-yazarlığında öncelik düşünme becerilerine
verilebilir”
Düşkün, ortaokul 7 ve 8. sınıf düzeyinde seçmeli ders olarak
yer alan medya okur-yazarlığı dersinin önemini de vurguluyor. “Medya
okuryazarlığı kitle iletişim araçlarında yer alan bilgilerin anlaşılması,
eleştirel biçimde değerlendirilmesi ve sorgulanması için gerekli bir beceridir”
diyen Düşkün, genel olarak eleştirel düşünmeyi, akıl yürütmeyi edinmeden medya
okur-yazarlığı becerisinin kazanılamayacağı görüşünde. Düşkün, “Medya
okuryazarlığı için de öncelik bu üst düzey düşünme becerilerine verilebilir”
diyor.
Bu haber, ilk olarak 6 Kasım 2019'da Ticaret gazetesinde yayımlanmıştır.

