22 Mart 2021

Dr. Gönenç: Türkiye’nin Yeşil Fon’dan pay alamaması yeşil enerjiye geçişi yavaşlatmamalı

Dünya ısınını artıran fosil yakıt kaynaklı sera gazı salımını sınırlandırmak üzere imzalanan Paris İklim Anlaşması çerçevesinde Türkiye sera gazı emisyonlarını yüzde 21 “azaltacağını” taahhüt etti. Emisyon sınırlandırmada ulusal katkı niyet beyanı tartışılırken ülke geçmişten gelen “statü sorunu” nedeniyle Yeşil İklim Fonu’ndan pay alamıyor. Yaşar Üniversitesi Akdeniz Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde araştırmacı Dr. Defne Gönenç, konuyu “Türkiye’nin mali destek alamaması sera gazı ‘azaltım’ sözlerini tutmaması için geçerli bir sebep olamaz. Yeşil enerjiye geçiş reform sürecini hızlandırılmalıdır” diye değerlendirdi

Sercan Engerek

Kömür, doğalgaz, petrol gibi fosil yakıtların yaydığı sera gazı emisyonlarını 2100 yılında sanayi öncesi döneme göre 2 ila 1,5 dereceyle sınırlandırmayı hedefleyen Paris İklim Anlaşması’nı Türkiye imzalamasına rağmen hâlâ onaylamadı.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ndeki (BMİDÇS) statü sorunu nedeniyle yenilenebilir enerjiye geçmek için Yeşil İklim Fonu’ndan pay alamayan Türkiye, İklim Değişikliği Performans Endeksi’nde ise 57 ülke arasında 42. sırada yer aldı.

Dünya Meteoroloji Örgütü, yerkürede yıllık ortalama sıcaklığın 1850 yılından 1 derece daha yüksek olduğunu duyurdu. Doğaya salınan karbondioksit, metan, diazotmonoksit gibi gazların yarattığı sera etkisiyle kutuplarda buzulların erimesi ve denizlerin ısınmasıyla başlayan küresel ısınma, iklim dengesini hissedilir derecede değiştiriyor. Bilimsel çalışmalara göre mevcut durum devam ettiğinde 2100 yılında dünya ısısı 4 derece artmış olacak.

Küresel ısınma Türkiye’de en çok yazların aşırı sıcak, sonbahar ve ilkbaharların ise kurak geçmesi, yağışların hızlanmasıyla etkisini gösteriyor. Kurak geçen aylarda barajlardaki su seviyesi aşırı düşer, tarımsal üretim sekteye uğrarken kentlerde hızlı/aşırı yağışların, betonlaşmanın etkisiyle su baskınları yaşanıyor.

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) sera gazı emisyon envanteri sonuçlarına göre Türkiye’de sera gazı salımı 520 milyon tonun üzerine çıktı. Kömür, doğalgaz yakıtlı termik santrallerde enerji üretimi, petrol yakıtlı otomobillerden, yakılan atıklardan doğaya yayılan gazlar ve fazla enerji tüketimine dönük kentleşme artışın temel nedeni olarak görülüyor.

New York’ta 2016’da imzalanan ve 2020’de yürürlüğe giren Paris İklim Anlaşması yerkürede sera gazı emisyonunu 2030’a kadar 56 milyar ton düşürmeyi hedefliyor. Anlaşmaya göre 2100 yılında 1,5 derece sınırını geçmemek için 2030’da toplam küresel emisyonların 2010 yılına göre yüzde 45 azaltılmış olması gerekiyor. Anlaşma çerçevesinde ülkeler çeşitli hedefler belirledi.

Türkiye büyüme senaryoları üzerinden 2030 için salınacağı öngörülen bin 175 milyon ton karbondioksidi, 929 milyon tona düşüreceğini bildirdi. Karbonu azaltmada ülkenin ulusal katkı niyet beyanının incelendiği TR-EDGE modelinde ise doğaya 2030’da bin 175 milyon ton değil, 836 milyon ton karbondioksit salınmış olacak. Bu miktar sera gazı emisyonlarını düşürmede devlet tarafından yüzde 21 olarak açıklanan resmî orandan yüzde 30 daha düşük bir miktara tekabül ediyor.

Ekonomist ve ekolojistler sera gazı emisyonu öngörüsünde aradaki farkın odak alınan büyüme oranlarından kaynaklanabileceğine dikkat çekiyor. Yeni Ekonomik Programda gayri safi yurt içi hasılada 2021 yılı için büyüme yüzde 5,8 olarak tahmin ediliyor. Büyüme öngörüsü Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından önce yüzde 3,6 oranıyla açıklanmıştı. Daha sonra üç puan yükseltilerek 5,9’a çıkarıldı. 2022 için ise büyüme oranı OECD’ye göre yüzde 3 olarak tahmin ediliyor.

Türkiyenin statü sorunu var

Devletin sera gazı salımını sınırlandırma hedefi iklim krizi bakımında bugün hâlâ tartışma konusu. BMİDÇS’deki “statü sorunu” Türkiye’nin emisyon azaltım “hedefini” gerçekleştirmesinde etkili mi?

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktoru Defne Gönenç, şu an Türkiye’nin “özel koşulu” bulunan tek EK-1 ülkesi olduğunu söylüyor. “Türkiye hem bir OECD ülkesi ama hem de kalkınmakta olan bir ülke konumunda” diyor. 

Dr. Defne Gönenç

Türkiye aynı zamanda “millî geliri en yüksek” ülkeleri ifade eden G20 ülkeleri listesinde bulunuyor.

Türkiye, 1994’te yürürlüğe girdikten bir yıl sonra iklim zirvesini başlatan BMİDÇS’de OECD ülkeleri gibi EK-1 ve EK-2 grubunda yer aldı. Ülkelere sera gazlarını sınırlandırma yükümlülüğü getiren EK-2’ye göre “kalkınmış” ülkeler aynı zamanda “kalkınmakta” olan ülkelere yeşil teknolojilerin akışını sağlamak, finanse etmek ile sorumlu tutuldu. Türkiye 2004’te EK-2 listesinden çıkınca BMİDÇS’ye taraf oldu. 

Uluslararası iklim rejimini değerlendiren Gönenç, EK-1’de yer almakla beraber 2005’te yürürlüğe giren Kyoto Protokolü’nde Türkiye’ye emisyon azaltma yükümlülüğü verilmediğini hatırlatıyor:

“Tabii Kyoto’da kalkınmış ve kalkınmakta olan ülke ayrımı netti ancak şimdi Paris İklim Anlaşması’na göre emisyon indirme derecesini her ülke kendi belirlediği için kalkınmış ile kalkınmakta olan ülkeler arasındaki birlik de çözüldü. Şu durumda mesela kalkınmakta olan ülkeler de yeşil yabancı yatırım için bir nevi birbirinin rakibi konumuna geldi.”

Yaşar Üniversitesi Akdeniz Uygulama ve Araştırma Merkezinde araştırmacı olan Dr. Gönenç’e göre Türkiye’nin imzalamasına rağmen Paris İklim Anlaşması’nı TBMM’de onaylamama nedeni “gelişmekte olan ülke” statüsünün kabul edilmesini istemesi… Türkiye anlaşmayı onaylamak için EK-1 listesinden de çıkmayı önkoşul olarak sunuyor.

En çok Türkiye etkilenecek

“Özel durumu” bulunan Türkiye, Paris Anlaşması’yla kurulan ve “kalkınmakta” olan ülkelere yenilenebilir enerji projeleri için finansman sağlayan Yeşil İklim Fonu’ndan 2018’de pay alamadı. Gönenç, sanayileşmesi erken başlamış ve zengin ülkelerin iklim değişikliğindeki tarihsel sorumluluğuna dikkat çekiyor ve şunları söylüyor: 

“Fakat mali destek alamaması Türkiye’nin Paris Anlaşması çerçevesinde verdiği sera gazı azaltım sözlerini tutmaması için geçerli bir sebep olamaz. Zaten Türkiye’nin bu anlaşma çerçevesinde verdiği yüzde 21’lik sera gazı azaltma sözü yeterli de değildir. 

Türkiye acil olarak yeşil enerjiye geçiş reform sürecini hızlandırmalıdır. Zira iklim krizi, ülkeler arasındaki statü farklılıklarını ve anlaşmaların tanınıp tanınmamasını dinlemiyor. Bakın Türkiye Akdeniz Havzası’nda bulunduğu için iklim değişikliğinden birçok ülkeden daha fazla etkilenecektir. Bu sebeple Türkiye kendisini de çok etkileyen ve etkisini artıracağı muhtemel bir sorun için çözümü kolaylaştırmalı. Hatta Paris Sözleşmesi’nden çok daha etkili anlaşmaların yapılması için baskı yapmalıdır.”

Türkiye fona mı endeksli?

Türkiye’nin anlaşma kapsamında verdiği sera gazı emisyonlarını düşürme hedefini gerçekleştirebilmesi için mali gücü var mı? Dr. Gönenç ülke ekonomisini “plansız” diye yorumluyor.

Türkiye’nin öz kaynaklarının bulunduğuna vurgu yapan Gönenç, “Tüketim kültürünü pompalayan AVM’lere, gereksiz inşaatlara, Kanal İstanbul Projesi gibi dev projelere ayrılan kaynaklar yenilenebilir enerjiye kaydırılırsa Türkiye iklim değişikliği ile mücadelede önemli adımlar atabilir. Bu sebeple Türkiye’nin Yeşil İklim Fonu’ndan şu anda pay alamıyor olması asla yeşil enerjiye geçiş sürecini yavaşlatan bir bahane olamaz. Türkiye istese karbonsuz bir ekonomiye geçişi sağlayabilir” diyor.



Bu haber, ilk olarak 23 Mart 2021'de 24 Saat gazetesinde yayımlanmıştır.