12 Aralık 2023

Oğlum Paşa...

Veteriner diyor ki “İdrarını şimdiye kadar atamadığı için kan zehirlenmesi başlamış olabilir.” Nasıl olur bu? Daha saatler öncesinde başka bir klinikte “veteriner muayenesi”nden geçmişti. “Muayene eden veteriner” Paşa’nın asıl sorununun yine kum tanecikleri, idrar kanalını tıkadığı için idrar kesesinin dolu olduğunu nasıl anlayamamıştı?

Sercan Engerek

Geçen sene bu zamanlar... Bir önceki sabah yanıma gelip kısık bakışlarıyla, boynunu koluma, yanaklarıma sürtünerek günlük uyandırma ritüelini yerine getiren Paşa’nın banyodan sesi geliyor. Acı bir miyavlama...

Ben yataktan kalkana kadar kum tuvaletinden çıktı, salona geldi ve uzandığı yerde karnını yalamaya başladı. Beni görünce bu kez kısık ama içtenlikli bir sesle miyavladı. Bilirim ben bu miyavlamayı, bir sıkıntısı var. Keyifsiz gibiydi ama gözleri her zamanki gibi parlıyor, yine bir şeyleri ifade etmek ister gibi bakıyordu.

Gün içindeki gözetimden sonra çişini yapamadığını fark ettik. Daha önce de benzer durum olmuş, birinde sonda takılarak, birinde sondaya gerek kalmadan vitamin takviyesiyle iyileşmişti.

Düzelmeyince akşam saatlerinde Üçyol’da açık bulduğumuz  “Vosvet” adlı “veteriner kliniğine” götürdüm bizim oğlanı.

Oğuzhan Şahin tarafından yapılan muayenede idrar kesesinde biriken kristallerin (insandan örnekle böbrekte veya safra kesesinde olan kum misâli) idrar kanalını tıkadığı teşhis edildi. Derhâl sonda takılarak idrar kesesinin boşaltılması gerekliydi. Anestezi yapılarak bir süre sonra sonda takıldı. Biriken idrar böylece keseden alındı. İdrar kesesindeki minik kum tanecikleri ultrasonla da tespit edildi.

Çeşitli ilaçlar enjekte edildikten sonra da sondasının bir hafta takılı kalacağı, gün aşrı kontrole götürmemiz gerektiği bilgisi verilerek Paşa o gece taburcu edildi.

Eve geldik. Bizim çocuk durur mu? Anestezinin etkisi geçip kendine geldikten sonra başladı sondayla oynamaya... Pipisine erişemesin diye boyna takılan başlığını da taktırmamak için mücadele verdiğinden o gece sondayı söküp attı Paşa.

Ertesi gün gene veterinere götürdüm. Tekrar sonda dikildi. Bu arada röntgen çekildi. İdrar kesesindeki kum tanecikleri ilaçlarla eritilerek vücuttan atılmalıydı. Bunun için ilaçları verildi, sondayı tekrar çıkaramasın diye başlığı bu kez klinikte takıldı ve eve geldik.

Acıkmış... Hiç dayanamaz zaten açlığa... Hele ocakta pişen etin kokusunu almasın... Pişesiye kadar başında bekler, tencereden eti tabağa alırken heyecandan miyavlamayı sıklaştırır, üfleye üfleye soğuttuğumuz etine sonunda kavuşur... O anki mutluluğu, eti yerken bir an kafasını kaldırıp teşekkür eder gibi yüzümüze bakışı dünyaya bedel...

Paşa o gün, veterinerlikten geldikten sonra özel mamasından yedi. Bebekliğinden beri banyonun musluğundan su içmek en büyük keyfi ya, bana gene çeşmeyi açtırdı, kana kana su içti, yine kocaman göbeğiyle koştura koştura salona gitti.

1 Aralık’ta “Vosvet Veteriner Kliniği”nde başlayan “tedavi” kontrollerle birlikte 8 Aralık’a kadar sürdü.

Sekiz gün takılı kalan sondası çıkarıldı. Asıl mühim olansa idrar kesesindeki kum taneciklerinin bu süreçte uygulanan ilaç tedavisiyle vücuttan atılıp atılamadığı, çişini rahat yapıp yapamayacağıydı.

Eve geldikten sonra takip etmeye başladık. Her zamanki gibi şırıl şırıl olmasa bile çişini yapabiliyor, tedavi başlamadan önce kumuna gittiğinde kıvrandığı gibi kıvranmıyordu. Demek ki iyileşiyordu oğlumuz; hayat normal akışına giriyordu.

Mamasını yiyip suyunu içtiğine ve -hele zaman zaman birbirlerini kıskansalar da koyun koyuna uyuyan- Ayşe ile koşturup oynadıklarına göre Paşa’nın keyfi yerinde...

Sekiz yaşındaki Paşa, dört buçuk yaşındaki Ayşe (sarı), altı yaşındaki Çilli (siyah-kırçıllı olan).

Sondası çıkarıldıktan sonraki iki günün büyük bir bölümü böyle geçti.

İkinci gün öğleden sonra...

Paşa kumunda tuvaletini yapmak için kıvranıyor, kumundan çıkıp göbeğini yalıyor; lakin yine bir rahatsızlık...

10 Aralık günü 18.00 civarı aynı “veterinere” götürüyorum, “Vosvet Veteriner Kliniği”ne... Paşa’yı bir önceki hafta kontrollerinden tanıyan, hikâyesini bilen Müçteba Kökçü adlı “veteriner” muayene ediyor.

Muayeneden evvel Paşa’nın şikâyetini iletiyorum: Karnında bir setlik olduğunu, çişini az yapabildiğini, büyük tuvaletini yaptığını ise görmediğimizi söylüyorum.

Adı geçen “veteriner” Paşa’nın kabız olduğundan şüphelenerek direkt lavman denilen işlemi yapıyor. Birkaç saat içinde büyük tuvaletini yapabileceğini söyleyerek taburcu ediyor Paşa’yı...

Eve geldikten sonra tuvaletini yapsın diye bekliyoruz. Kumuna gidip geliyor, kıvranıyor ama yapamıyor. Birkaç saat önce muayeneye götürdüğümüz “veterinerliği” arayıp durumu iletiyorum, Paşa’ya ilk bakan “veteriner” Oğuzhan Şahin beklememiz gerektiğini söylüyor. O gece sabahı sabah ediyoruz, Paşa tuvaletini yapsın da rahatlasın, sağlığına kavuşsun diye. Beklediğimiz gibi olmuyor.

Sabahleyin derhâl başka bir veteriner kliniğine götürüyoruz Paşa’yı. Oradaki veteriner daha karnını elle muayene eder etmez idrar kesesinin patlama derecesinde dolu olduğunu, acilen sonda takılıp idrar kesesinin boşaltılması gerektiğini söylüyor.

Anestezi yapılıp sonda takılıyor. Kese çok fazla dolu olduğu için kesedeki idrar ancak dışarıdan iğneyle müdahale edilerek boşaltılıyor. Kan tahlili yapılıp böbrek değerlerine bakılıyor.

Veteriner bilgi verirken soruyor: Neden şimdiye kadar getirmediniz?

Saatler öncesinde başka bir “veterinere” muayeneye götürdüğümüzü, lavman yapıldığını ve “Beklemeniz gerekiyor” diyerek taburcu edildiğini hatta “beklerken” içimize şüphe düştüğünden “veterineri” arayıp tuvaletini hâlâ yapamadığını söylediğimizde yine “bekleyin” denildiğini anlatıyorum...

Veteriner diyor ki “İdrarını şimdiye kadar atamadığı için kan zehirlenmesi başlamış olabilir.”

Başımızdan kaynar sular dökülüyor...

Nasıl olur bu? Daha saatler öncesinde “veteriner muayenesi”nden geçmişti. “Veteriner” Paşa’nın asıl sorununun yine kum tanecikleri idrar kanalını tıkadığı için idrar kesesinin dolu olduğunu nasıl anlayamamıştı?

Yapılan tetkiklerde bazı değerler sorunlu çıkıyor. Veteriner Paşa’nın hayatî tehlikesinin olabileceğini belirtmekle birlikte iyi bir tedaviyle iyileşebileceğini söylüyor. Bir parça ferahlıyoruz.

Sondası takıldıktan sonra ilaçları yapılan Paşa kuvöze konuluyor.

Veteriner bir süre klinikte gözetim altında tutularak tedavisini yapacaklarını, akşam telefonla durumu hakkında bilgi alabileceğimizi, ileriki günlerde de ziyarete gelebileceğimizi söylüyor. Tamam, diyoruz; iyileşmesi için ne gerekiyorsa ama ne gerekiyorsa yapın...

İyileşeceğine tam bir inançla klinikten ayrılıyoruz.

Eve gelince büyük bir boşluk... Ev sessiz... Tuhaf bir yalnızlık... Ama tedavisi bitince gelecek Paşa, biliyoruz...

Saat 21.00 civarı veterineri arıyorum. Paşa’nın kendine geldiğini hatta yerini yadırgamış olacağı için biraz yaramazlık yaptığını söylüyor. İçimiz biraz daha ferahlıyor.

Yarın Paşa’nın evdeki mamasını götüreceğim hem de oğlumu göreceğim... Uyur uyanık geçen gecede bu düşüncelerle sabah oluyor.

Sabah saat 09.00 sıraları...

Telefon çalıyor...

Arayan veteri...

Başınız...........


Canımızın canını koparan, ihmali ve sorumluluğu olan Vosvet Veteriner Kliniği'ne, veteriner meslek kuruluşlarının, birliklerinin adaletsiz kararlarına karşı verdiğimiz hukuk mücadelesi hâlâ devam ediyor...