Veteriner diyor ki “İdrarını şimdiye kadar atamadığı için kan zehirlenmesi başlamış olabilir.” Nasıl olur bu? Daha saatler öncesinde başka bir klinikte “veteriner muayenesi”nden geçmişti. “Muayene eden veteriner” Paşa’nın asıl sorununun yine kum tanecikleri, idrar kanalını tıkadığı için idrar kesesinin dolu olduğunu nasıl anlayamamıştı?
Sercan Engerek
Geçen sene bu zamanlar... Bir önceki sabah yanıma gelip kısık
bakışlarıyla, boynunu koluma, yanaklarıma sürtünerek günlük uyandırma ritüelini
yerine getiren Paşa’nın banyodan sesi geliyor. Acı bir miyavlama...
Ben yataktan kalkana kadar kum tuvaletinden çıktı, salona
geldi ve uzandığı yerde karnını yalamaya başladı. Beni görünce bu kez kısık ama
içtenlikli bir sesle miyavladı. Bilirim ben bu miyavlamayı, bir sıkıntısı var.
Keyifsiz gibiydi ama gözleri her zamanki gibi parlıyor, yine bir şeyleri ifade
etmek ister gibi bakıyordu.
Gün içindeki gözetimden sonra çişini yapamadığını fark ettik. Daha önce de benzer durum olmuş, birinde sonda takılarak, birinde sondaya gerek kalmadan vitamin takviyesiyle iyileşmişti.
Düzelmeyince akşam saatlerinde Üçyol’da açık bulduğumuz “Vosvet” adlı “veteriner kliniğine” götürdüm bizim oğlanı.
Oğuzhan Şahin tarafından yapılan muayenede idrar kesesinde biriken kristallerin (insandan
örnekle böbrekte veya safra kesesinde olan kum misâli) idrar kanalını tıkadığı teşhis
edildi. Derhâl sonda takılarak idrar kesesinin boşaltılması gerekliydi. Anestezi yapılarak bir süre sonra sonda takıldı. Biriken idrar böylece keseden
alındı. İdrar kesesindeki minik kum tanecikleri ultrasonla da tespit edildi.
Çeşitli ilaçlar enjekte
edildikten sonra da sondasının bir hafta takılı kalacağı, gün aşrı kontrole götürmemiz
gerektiği bilgisi verilerek Paşa o gece taburcu edildi.
Eve geldik. Bizim çocuk durur mu? Anestezinin etkisi geçip
kendine geldikten sonra başladı sondayla oynamaya... Pipisine erişemesin diye boyna
takılan başlığını da taktırmamak için mücadele verdiğinden o gece sondayı söküp
attı Paşa.
Ertesi gün gene veterinere götürdüm. Tekrar sonda dikildi.
Bu arada röntgen çekildi. İdrar kesesindeki kum tanecikleri ilaçlarla
eritilerek vücuttan atılmalıydı. Bunun için ilaçları verildi, sondayı tekrar
çıkaramasın diye başlığı bu kez klinikte takıldı ve eve geldik.
Acıkmış... Hiç dayanamaz zaten açlığa... Hele ocakta pişen etin
kokusunu almasın... Pişesiye kadar başında bekler, tencereden eti tabağa
alırken heyecandan miyavlamayı sıklaştırır, üfleye üfleye soğuttuğumuz etine
sonunda kavuşur... O anki mutluluğu, eti yerken bir an kafasını kaldırıp
teşekkür eder gibi yüzümüze bakışı dünyaya bedel...
Paşa o gün, veterinerlikten geldikten sonra özel mamasından
yedi. Bebekliğinden beri banyonun musluğundan su içmek en büyük keyfi ya, bana
gene çeşmeyi açtırdı, kana kana su içti, yine kocaman göbeğiyle koştura koştura
salona gitti.
1 Aralık’ta “Vosvet Veteriner Kliniği”nde başlayan “tedavi”
kontrollerle birlikte 8 Aralık’a kadar sürdü.
Sekiz gün takılı kalan sondası çıkarıldı. Asıl mühim olansa idrar
kesesindeki kum taneciklerinin bu süreçte uygulanan ilaç tedavisiyle vücuttan
atılıp atılamadığı, çişini rahat yapıp yapamayacağıydı.
Eve geldikten sonra takip etmeye başladık. Her zamanki gibi
şırıl şırıl olmasa bile çişini yapabiliyor, tedavi başlamadan önce kumuna
gittiğinde kıvrandığı gibi kıvranmıyordu. Demek ki iyileşiyordu oğlumuz; hayat
normal akışına giriyordu.
Mamasını yiyip suyunu içtiğine ve -hele zaman zaman
birbirlerini kıskansalar da koyun koyuna uyuyan- Ayşe ile koşturup
oynadıklarına göre Paşa’nın keyfi yerinde...
![]() |
| Sekiz yaşındaki Paşa, dört buçuk yaşındaki Ayşe (sarı), altı yaşındaki Çilli (siyah-kırçıllı olan). |
Sondası çıkarıldıktan sonraki iki günün büyük bir bölümü böyle geçti.
İkinci gün öğleden sonra...
Paşa kumunda tuvaletini yapmak için kıvranıyor, kumundan
çıkıp göbeğini yalıyor; lakin yine bir rahatsızlık...
10 Aralık günü 18.00 civarı aynı “veterinere” götürüyorum, “Vosvet
Veteriner Kliniği”ne... Paşa’yı bir önceki hafta kontrollerinden tanıyan,
hikâyesini bilen Müçteba Kökçü adlı “veteriner” muayene ediyor.
Muayeneden evvel Paşa’nın şikâyetini iletiyorum: Karnında
bir setlik olduğunu, çişini az yapabildiğini, büyük tuvaletini yaptığını ise
görmediğimizi söylüyorum.
Adı geçen “veteriner” Paşa’nın kabız olduğundan şüphelenerek
direkt lavman denilen işlemi yapıyor. Birkaç saat içinde büyük tuvaletini
yapabileceğini söyleyerek taburcu ediyor Paşa’yı...
Eve geldikten sonra tuvaletini yapsın diye bekliyoruz.
Kumuna gidip geliyor, kıvranıyor ama yapamıyor. Birkaç saat önce muayeneye
götürdüğümüz “veterinerliği” arayıp durumu iletiyorum, Paşa’ya ilk bakan
“veteriner” Oğuzhan Şahin beklememiz gerektiğini söylüyor. O gece sabahı sabah
ediyoruz, Paşa tuvaletini yapsın da rahatlasın, sağlığına kavuşsun diye.
Beklediğimiz gibi olmuyor.
Sabahleyin derhâl başka bir veteriner kliniğine götürüyoruz Paşa’yı. Oradaki veteriner daha karnını elle muayene eder etmez idrar kesesinin patlama derecesinde dolu olduğunu, acilen sonda takılıp idrar kesesinin boşaltılması gerektiğini söylüyor.
Anestezi yapılıp sonda takılıyor. Kese çok fazla dolu olduğu
için kesedeki idrar ancak dışarıdan iğneyle müdahale edilerek boşaltılıyor. Kan
tahlili yapılıp böbrek değerlerine bakılıyor.
Veteriner bilgi verirken soruyor: Neden şimdiye kadar
getirmediniz?
Saatler öncesinde başka bir “veterinere” muayeneye
götürdüğümüzü, lavman yapıldığını ve “Beklemeniz gerekiyor” diyerek taburcu
edildiğini hatta “beklerken” içimize şüphe düştüğünden “veterineri” arayıp tuvaletini
hâlâ yapamadığını söylediğimizde yine “bekleyin” denildiğini anlatıyorum...
Veteriner diyor ki “İdrarını şimdiye kadar atamadığı için
kan zehirlenmesi başlamış olabilir.”
Başımızdan kaynar sular dökülüyor...
Nasıl olur bu? Daha saatler öncesinde “veteriner
muayenesi”nden geçmişti. “Veteriner” Paşa’nın asıl sorununun yine kum
tanecikleri idrar kanalını tıkadığı için idrar kesesinin dolu olduğunu nasıl anlayamamıştı?
Yapılan tetkiklerde bazı değerler sorunlu çıkıyor. Veteriner
Paşa’nın hayatî tehlikesinin olabileceğini belirtmekle birlikte iyi bir
tedaviyle iyileşebileceğini söylüyor. Bir parça ferahlıyoruz.
Sondası takıldıktan sonra ilaçları yapılan Paşa kuvöze konuluyor.
Veteriner bir süre klinikte gözetim altında tutularak
tedavisini yapacaklarını, akşam telefonla durumu hakkında bilgi
alabileceğimizi, ileriki günlerde de ziyarete gelebileceğimizi söylüyor. Tamam,
diyoruz; iyileşmesi için ne gerekiyorsa ama ne gerekiyorsa yapın...
İyileşeceğine tam bir inançla klinikten ayrılıyoruz.
Eve gelince büyük bir boşluk... Ev sessiz... Tuhaf bir
yalnızlık... Ama tedavisi bitince gelecek Paşa, biliyoruz...
Saat 21.00 civarı veterineri arıyorum. Paşa’nın kendine
geldiğini hatta yerini yadırgamış olacağı için biraz yaramazlık yaptığını
söylüyor. İçimiz biraz daha ferahlıyor.
Yarın Paşa’nın evdeki mamasını götüreceğim hem de oğlumu
göreceğim... Uyur uyanık geçen gecede bu düşüncelerle sabah oluyor.
Sabah saat 09.00 sıraları...
Telefon çalıyor...
Arayan veteri...
Başınız...........
Canımızın canını koparan, ihmali ve sorumluluğu olan Vosvet Veteriner Kliniği'ne, veteriner
meslek kuruluşlarının, birliklerinin adaletsiz kararlarına karşı verdiğimiz hukuk mücadelesi hâlâ devam ediyor...
.png)
,%20%C3%87illi%20(siyah-k%C4%B1r%C3%A7%C4%B1ll%C4%B1%20olan)%20-%20Metnin%20i%C3%A7inde%20kullan%C4%B1labilir).jpg)