MEB çocuk işçiliğini, çocuk istismarını, emek sömürüsünü “meslek edindirme” veya “stajyerlik” adı altında yayıyor. Ötesi devlet, lise çağındaki çocukları güvensiz, güvencesiz çalışmayla, iş cinayetleriyle, özlük haklarının, sendikal hakların gaspıyla anılan kapitalist işletmelerde her türlü tehlikeye açık hâle getiriyor; sanayiye, hizmet sektörüne durmadan çocuk işçi gönderiyor.
![]() |
| Arda Tonbul - AA |
Sercan Engerek
Bir ülkede ölüm nasıl olur da hep yoksulların çocuklarını
bulur? Kimler, nasıl bir “sistem” kurdular da halk her gün yoksulluğa, ölüme,
acıya sürükleniyor? Devlet eliti ve kapitalist sınıf çocuklarına en iyi
okullarda eğitim aldırıp “gurur duyulan evlatlar yetiştirirken” yoksul
çocukları neden nitelikli eğitimden mahrum bırakılıyor? Staj adı altında yoksul
çocukları nasıl güvensiz çalışma ortamlarına sürülüyor? Yoksulun çocuğu neden
bir fabrikanın tezgâhında, merdiven altı bir atölyede, bir inşaat şantiyesinde
durmadan can veriyor?
Arda Tonbul... 14 yaşında bir işçi çocuğuydu. Ortaokuldan sonra lise öğrenimine devam edemeyen Arda, Meslekî Eğitim Merkezi’ne (MESEM) yazıldı.
2016’da Çıraklık Eğitim Merkezi’nin dönüştürülmesiyle Millî Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı olarak yapılandırılan MESEM, Arda’yı bir demir-çelik fabrikasına “stajyer” olarak gönderdi. Özkanlar Metal Demir Çelik Endüstrisi adıyla faaliyet gösteren bu fabrikada Arda’nın kafası sac büküm makinesine sıkıştı. Arda’yı 16 dakika boyunca hiç kimse fark edemedi. 9 Ocak’ta ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede yedi gün dayanabildi.
Baba Raşit Tonbul, Arda’nın ölümündeki ihmali “Bu
ihmalkarlığın üzerine düşülmediğini, gizlendiğini görüyoruz” diye anlattı:
“Çocukların o makineyi kullanmasının kesinlikle yasak
olduğunu biliyorum. Ancak ustasıyla beraber bunu yapabilir. O esnada ustasının
bir işi çıkmış, oradan ayrılmış. Çocuk merak ediyor, öğrenme arzusu da var,
kafasını makinenin arasına sokmuş. Bir cisim, parça mı vardı onu bilmiyoruz
tabii. O esnada farkında olmadan pedala ayağı dokunmuş ve kafasını
sıkıştırmış.”
Arda’nın ölümde kimlerin ihmali, kimlerin sorumluluğu var?
İhmali kimler gizlemeye çalışıyor?
Arda’yı o fabrikaya stajyer olarak gönderen MEB... İş
güvenliği tedbirlerini alması gereken fabrika sahibi... Fabrikayı denetlemekle
görevli olan Çalışma Bakanlığı... MESEM uygulamasıyla yine MEB...
Sorumlu mahalle bakkalı değil ya...
Haftanın sadece bir günü okula, dört günü Büyükçekmece’deki bu
fabrikaya gidiyordu Arda Tonbul. Belli ki üretim sorumluları ne o makinenin
tehlikesini anlatmıştı ne de 14 yaşındaki bir çocuğu o makinenin yanında yalnız
bırakamayacağının bilincindeydi.
Ayrıca Arda’nın oradaki üretimde görevlendirilmiş olması da
uzak bir ihtimal değildi!
MESEM kapsamında staj adı altında 1 milyon 103 bin 343 çocuk
fabrikalarda, üretim merkezlerinde çalıştırılıyor. MEB, hem bu sayıyı hem de
çocukların “34 alan ve 184 meslek dalında” ve ağır işlerde çalıştırılmasını
gururla anlatıyor.
Oysa devletin eğitimden sorumlu kurumu MEB, bal gibi de çocuk işçiliğini, çocuk istismarını, emek sömürüsünü organize sanayi bölgelerine açtığı meslek liseleri ve MESEM’le “meslek edindirme” veya “stajyerlik” adı altında yayıyor.
Ötesi devlet, lise çağındaki çocukları güvensiz, güvencesiz çalışmayla, iş cinayetleriyle, özlük haklarının, sendikal hakların gaspıyla anılan kapitalist işletmelerde her türlü tehlikeye açık hâle getiriyor; sanayiye, hizmet sektörüne durmadan çocuk işçi gönderiyor.
2022’de MEB’in A101 adlı market zinciriyle imzaladığı protokol bunun en bariz örneklerinden biri. MESEM öğrencileri stajyer olarak markette çalışacak, market böylece asgarî ücretli personel çalıştırma masrafından kurtulacaktı. Çünkü MESEM uygulamasıyla “staja” başlatılan çocuğa devlet her ay çıraksa asgarî ücretin yüzde 30’u, kalfaysa asgarî ücretin yüzde 50’si kadar ücret ödüyor. Sigortasını da yine devlet yapıyor.
MEB-A101protokolü toplumsal ve
siyasal muhalefetin tepkisiyle iptal edilmişti ancak MEB, kimbilir başka hangi şirketlerle böyle protokoller imzaladı!
Teknisyen diploması veren meslek liselerini nitelikli bir eğitim kurumu hâline getirmek ve çocuğunu çıraklık eğitimine göndermek isteyen ailelere bu meslek liselerini alternatif olarak sunmak varken meslek liselerine paralel MESEM adıyla bir “eğitim merkezi” kurulması tam da “devleti şirket yönetir gibi yönetme” anlayışının tezahürü.
Lakin acının rengi aynı, yoksul bırakılan işçi ailelerinin
“kaderi” de kederi de ortak!
Diyarbakır’da MESEM uygulamasıyla
bir klimacıda staja başlatılan 17 yaşındaki Ömer Çakar’ın ailesi gibi. Klima
montajı yaparken çatı katından düşerek öldü, Ömer Çakar. O gün Çakar’ın dayısı
şunları söylemişti:
“Klimacının Ömer’i sahaya götürmemesi lazım, götürmüş. Ağır
iş yaptırmaması lazım, bunu da yaptırmış. Klima tesisatı döşemek için çatı
katına çıkmış, ama hiçbir güvenlik önlemi alınmamış. Yeğenim ikinci kattaki
asma tavandan düşmüş.”
Arda nasıl hayattan koparıldıysa Ömer de o sebeple öldü. Ömer’le
akran Oğuzhan Çalışkan da...
Oğuzhan Çalışkan’ın hayali düz liseye ardından da üniversiteye gidip beden eğitimi öğretmeni olmaktı. Fakat iktidar düz liseleri anadolu lisesine, meslek lisesine dönüştürdüğü için Gebze'de bir meslek lisesinin elektrik-elektronik bölümüne kaydoldu. 2014’te diplomasını almaya bir ay kala yaz stajı için gönderildiği Filli Boya’da elektrik hattı çekerken elektrik akımına kapılarak öldü.
Filli Boya’nın bir yetkilisi
Oğuzhan’ın ailesine “Vicdanen rahatım, bizim hiçbir sorumluluğumuz yok”
demişti. Ama Oğuzhan’dan staj yapmasını isteyen okul, yaz stajını yapmadan
mezun etmeyen MEB; doğrusu devlet “Tecrübe kazanmaya gelen bir stajyere nasıl
böyle ağır iş verirsiniz?” diyememişti.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) her yıl yayımladığı İş Cinayeti Raporuna göre ihmal, iş güvenliği önlemlerinin alınmaması, denetim sahtekarlığı, kâr hırsı, sermayeye tanınan imtiyazlar nedeniyle 2023’te ölen en az bin 932 işçiden 54’ü “çocuk işçi.”
Çocuktan nasıl işçi olur?
İş Kanunu’na göre 15 yaşını doldurmamış çocukların çalışması
yasak. Ama en önemlisi de Türkiye’nin imzaladığı Birleşmiş Milletlerin Çocuk
Haklarına Dair Sözleşmesi, 18 yaşından küçük herkesi “çocuk” olarak tanımlıyor.
Başka bir deyişle 18 yaşın altında çalıştırılan, çalışmaya zorlanan, çalışmak
zorunda kalan herkes çocuk işçi.
Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) çocuk işçiliği raporuna
göre en az 720 bin çocuk işçi var. Bu veriden şüphe duymamak imkânsız; çünkü
TÜİK, sadece kayıt altına alınan “çocuk işçileri” tespit ediyor. Oysa
çocukların çalıştırılması yasak olduğu için kayıt dışı çalıştırılan çocuk
sayısının çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.
Temel ihtiyaçların karşılanmasındaki güçlük, gıda
enflasyonu, kiraların artışıyla yaşanan barınma sorunları yüzlerce çocuğu okulu
bırakarak çalışmaya itiyor. Fabrikalarda, şantiyelerde, madenlerde,
atölyelerde, tamirhanelerde ölümcül çalışma koşullarıyla daha gençliğinin ilk
yıllarında karşılaşıyor çocuklar.
17 yaşında, 18 yaşında, 21 yaşında hayattan koparılıyorlar. Fırat,
Muhammed, Murat İstanbul Sultanbeyli’de çelik yapı malzemeleri üreten firmaya
ait derme çatma çadırda yanarak öldü.
Yoksullukla, çocuk işçiliğiyle mücadele etmesi gereken
devlet ise MEB eliyle çocukları ateşin içine atıyor.
Zengin ailelerin çocukları gibi iyi okullarda eğitim hakkı
bulunmayan, küçük yaşlarda sanatın, sporun herhangi bir dalıyla tanışma imkânı bulamayan,
değil ailecek tatile gitmek yaşadığı ilçeden çıkamayan, “okuyup ‘büyük adam’
olmalarına” izin verilmeyen çocuklar…
Zor şartlarda okuyup mezun olduklarında ise “nüfuzlu” ailelerin
çocukları gibi eş dost çevresiyle işe başlayamayan, iş seçme imkânı bulunmayan, aile şirketinde yeri hazır olmayan, aile sermayesiyle iş kuramayan çocuklar...
Sorun salt 10 yılın, 20 yılın sonucu değil! Tevhid-i
Tedrisat (Öğrenim Birliği) Kanunu’nun fiilen ortadan kaldırılmasından kamusal
eğitimin karşısına özel okulların konulmasına kadar gidiyor.
Medrese eğitimini, imam-hatip okullarını, daha sonraki
yıllarda tarîkat/cemaat vakıflarına ait okulları; laik, bilimsel, kamusal eğitime
karşı “alternatif” yapan, eğitimde tarîkatlara imtiyaz veren iktidarlar
kapitalizmle tam uyum içinde yıllardır kuyusuna kazdı memleketin.
AKP’li MEB Bakanı Yusuf Tekin, tarîkat vakıf ve dernekleriyle imzaladıkları protokolleri olağan bir şey gibi Meclis kürsüsünden hararetle savunuyor işte.
Çocuklar nitelikli eğitimden yoksun bırakılırken halk her geçen yıl biraz daha yoksullaşıyor. Zenginlik nasıl aileden geliyorsa yoksulluk da nesilden nesle aktarılıyor. Okuyarak, çalışarak iyi bir yaşam kurmak bir nostalji olmuş artık.
12 Mart 1970 askerî darbesiyle sermaye sınıfına verilmeye başlanan imtiyazlar, ardından gelen 24 Ocak Kararları ve bu kararları doğal yollarla kabul ettiremeyeceğini bilen egemenlerin toplumda büyük yaralara yol açacak olan 12 Eylül 1980 askerî darbesi ve darbe anayasası örgütlü işçi sınıfında derin bir yarık açarken emeğiyle geçinen yurttaşı sömürü ağlarına teslim etmişti.
40-50 yıl önce kurulan düzen önce AKP, sonra da AKP-MHP
koalisyonuyla altın çağına ulaşıyor:
Kıdem tazminatı en çok Erdoğan döneminde eriyor. İşçi
grevleri en çok Erdoğan döneminde yasaklanıyor. Emekli maaşları en çok Erdoğan
döneminde düşüyor. Asgarî ücret ortalama bir ücret hâline Erdoğan döneminde
geliyor. Hakkını hukukunu arayan işçiye polis şiddeti de işsizlik, güvencesizlik de en çok Erdoğan döneminde artıyor.
Kamuya ait fabrikaların, arazilerin büyük bir çoğunluğu Erdoğan
döneminde satılıyor. Özelleştirmeler en çok Erdoğan döneminde yapılıyor. Holdinglere
verilen imtiyazlar, kamu ihaleleri üzerinden yapılan servet transferi Erdoğan’ın
marifeti. Yolsuzluk ve rüşvet dosyalarında faillere Erdoğan döneminde zırh giydiriliyor. Sebebi olduğu ekonomik krizde halkı koruyacak önlemleri almak yerine
sermaye sınıfını zengin eden yine Erdoğan...
Çocuklar en çok AKP döneminde işçileşti ve İSİG’in verilerine göre 2002’den bu yana en az 931 çocuk işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.
Çocuk işçiliğinin bir nedeni ülkede şimdiye kadar bilimsel, laik, kamucu; nitelikli bir eğitim kurumu kurulamaması ise bir nedeni de 40 yıl, 50 yıl evvel zorbalıkla, işkencelerle, hapis cezalarıyla, idamlarla, siyasî cinayetlerle taşları döşenen ve bugün vahşi boyutlara varan Türkiye kapitalizmidir!
